25 07 2011

LOZAN’IN 88. YILINDA YENİ DÜNYA DÜZENİNDE TÜRKİYE

 

LOZAN’IN 88. YILINDA YENİ DÜNYA DÜZENİNDE TÜRKİYE

 

Mustafa Kemal Atatürk Söylev’inde Lozan Antlaşmasını “...Bu  antlaşma, Türk ulusuna karşı yüzyıllardan beri hazırlanmış ve Sevr Antlaşması ile tamamlandığı sanılmış büyük bir yok etme girişiminin yıkılışını bildirir bir belgedir. Osmanlı tarihinde benzeri görülmemiş bir siyasal utku yapıtıdır!..” şeklinde değerlendiriyor. Tarih hiç kuşkusuz üzerinde düşünülecek ve dersler çıkaracak sınırsız örneklere sahip engin bir çalışma alanını oluşturmaktadır.

 

DOĞU SORUNU...

Osmanlıların Rumeli’ye geçip Avrupa içlerinde ilerlemeleri ve yaptıkları fetihlerle idari düzenlerini buralarda  kurarak  yerleşmeleri sonunda da  Viyana önlerine gelmeleriyle birlikte  siyasi platformlarda konuşulmaya başlayan bu siyasi terim; barbar Türkleri önce çıkıp geldikleri Anadolu’ya  sonra da Orta Asya bozkırlarına püskürtmeyi  ifade etmektedir. II. Viyana kuşatmasından sonra bu projelerini adım adım gerçekleştiren  batılı devletler, Sanayi Devrimi’nin getirdiği sonuçların yanı sıra Osmanlı Devleti’nin içinde bulunduğu olumsuz koşullardan yararlanmışlar; bir yandan sanayi ürünlerini geniş Osmanlı topraklarına sokup pazarları ellerine geçirirken diğer yandan gereksinim duydukları hammadde kaynaklarını elde ettikleri ayrıcalıklarla ülkelerine taşımışlar, öte yandan da biriken sermayelerini de  ele güne el avuç açarak  sıcak para arayan Osmanlı yönetiminin emrine vermişlerdir.

Sonuç;

Yirmi senede (1854-1874) on altı borçlanma, Osmanlı Devleti’nin iflasının ilanı olan 1875 Tebliği ...,

Ancak,batılı alacaklı devletlerin bunu kabul etmeyip 1881 yılında Muharrem Kararnamesi ile “Düyun-u Umumiye “(Genel Borçlar İdaresi)” ni kurarak, devletin tüm vergi gelirlerine, toprak altı ve üstü kaynaklarına  el koymaları...

Devletin maliye ve ekonomisinin yabancı denetim ve kontroluna girmesi.

Batılılarınbu sanayi, sermaye ve kültür yayılmacılığını siyasi açıdan tamamlayan sonuncu aşama ise 1.Dünya Savaşı ile gelmiş; savaştan yengi ile çıkan devletler Mondros Bırakışması (30 Ekim 1918) ve Ocak-Mayıs 1919 tarihleri arasında Paris’te gerçekleştirdikleri Barış Görüşmeleri ile ülke topraklarını işgal etmiş, 10 Ağustos 1920 tarihli Sevr Antlaşması ile de akıllarınca Doğu Sorunu’na son noktayı  koymuşlardır.

 

SEVR ANTLAŞMASINDA  NELER İSTENİYORDU?...

Osmanlı Sadrazamı Tevfik Paşa’nın gözyaşlarını tutamayarak (!) imzaladığı, İstanbul hükümetinin onadığı, Ankara hükümetinin ise suratlarına yırtıp attığı belgede batılılar neler istiyorlardı? Burada, batılıların o günkü istekleri ve bu günkü oyunları arasında köprü kurmamıza yardımcı olacağı düşüncesiyle sadece aralarında benzerlikler olan sorunları masaya yatırmak istiyoruz. Bunlar da sınırlar, azınlıklar ve mali- ekonomik konular ile ilgili olan sorunlardır.

 

Sınırlar konusu:Batılılar, Giresun’dan Doğu Anadolu’ya uzanan Bitlis ve Van Gölü’nün güneyinden geçen hattın sınırladığı bölgede  bağımsız bir Ermenistan devletinin yanı sıra Fırat’ın doğusunda Ermenistan, Irak ve Suriye arasında kalan topraklarda özerk bir Kürdistan devleti planlamışlar ve bunun onayını Wilson’a bırakmışlardı. Burada, önemli olan nokta; eğer bir yıl sonra bu bölge halkı Milletler Cemiyeti'ne başvurarak bir devlet kurmak isterler ve de Cemiyet bunu kabul ederse Türkiye bu bölgedeki bütün haklarından vazgeçmesi ile ilgili idi.

Azınlıklar konusu:  Sevr’in 36,72 ve 141.maddelerinde yer alan, yerlerinden (Tehcir  Yasası ile)  ayrılmış olan halkın eski yerlerine dönmesi, mallarının onarılması ve hükümetçe ödenmesinin Milletler Cemiyeti’nce görevlendirilmiş bir yargıç eliyle kontrolunun sağlanmasının yanı sıra azınlıkların Millet Meclisi’nde sayıları oranında temsil edilebilmelerini için seçim yasasında gerekli değişikliklerin yapılarak iki yıl içinde İtilaf devletlerine sunulması, ayrıca  Patrikhanenin ve benzeri kurumların haklarının artırılması ve pekiştirilmesinin yanı sıra yönettikleri okul ve öksüzler yurtlarında, hükümetin denetleme haklarının kaldırılmasının istenmesi idi.

Ekonomik ve Mali Kapitülasyonlar konusu:Sevr’in  231, 232, 233. maddeleri ile  savaştan önce İtilaf Devletlerine tanınan ekonomik nitelikli ayrıcalıkların yine tanınmasına  devam edilirken  bundan yararlanmamış olan devletlere de (Yunanistan, Ermenistan v.b.) yaygınlaştırılması öngörülüyordu.

Mali konularda ise; İtilaf devletleri sırf Türkiye’ye yardımcı olmak amacıyla (!) içlerinde bir Türk’ünde bulunacağı bir komisyon kuruyorlardı. Bu komisyon ; Türkiye’nin gelirlerini artırıcı bütün önlemleri (!) alacak,Meclis’e sunulacak bütçe önerilerini öncelikli olarak onaylayacak; ve üyelerini saptadığı Türk Maliye Teftiş Kurulu aracılığı ile mali yasa ve tüzükleri denetleyecek; Düyun-u Umumiye borçlarına karşı tutulan gelirlerin dışındaki tüm gelirler bu komisyonun emrine verilecek, Düyun-u Umumiye ise,Osmanlı Bankası aracılığı ile ülkenin para işlerini düzenleyecekti ?!...

 

LOZAN'DA NE OLDU ?...

Soy, din ve dil azınlıkları yaratarak,  ülke ve ulus bütünlüğünü bölme mali ve ekonomik ayrıcalıkların yanı sıra eğitim, kültür, ibadet özgürlüğü gibi istemlerle her türlü bağımsızlık ve egemenlik haklarımıza yönelik suikastlarla üzerimize  gelen bu saldırganlara, Sevr belgesi yırtılıp suratlarına çarpıldıktan sonra, ulusal boyutta onurlu bir bağımsızlık savaşı ve onu tamamlayan Mudanya Bırakışması ve Lozan Antlaşması ile uluslararası diplomasi arenalarında Türkiye Cumhuriyeti Devleti  ve Türk Ulusu varlığı gerçeği yadsınamaz bir şekilde kabul ettirildi.

Ancak, batılılarne bu üst üste aldıkları  yenilgileri ne Atatürk’ü ne de O’nun  önderliğindeki  devrim ile kendi düzeylerini tutturan, çağdaşlık ve uygarlık ölçütleri etrafında yönetsel, kurumsal ve toplumsal yapılanmasını gerçekleştiren, sanayileşerek kürede saygın yerini alan   tam bağımsız Türkiye Cumhuriyeti Devleti gerçeğini hiçbir zaman  içine sindiremedi, sindiremiyor ve sindiremeyecek...

 

AB veya YENİ SEVR

Şimdi Avrupa Birliği Parlamentosu’nun gözden uzak tutulmaya çalışılan ve ülkemizde soy, din, dil ayrıcalıkları yaratarak  devletimizin ülke ve ulusuyla bölünemez bütünlüğüne yönelik kararlarına kısaca göz gezdirelim:

22.12.1993 tarihli karar:Türk Devleti’nin bütünlüğü, yalnızca Kürtlerin kendi dillerini kullanma ve öğrenme hakkıyla ve gelenek ve göreneklerinin varlığını sürdürmesiyle, fakat aynı zamanda uygun düzeylerde idari özerklikle de uyumlu olabilmelidir.

18.1.1996 tarihli karar: Kürt vatandaşlarının Türkiye içinde bir tür kültürel özerklik elde etmeleri için, barışçıl yollardan çaba gösterme hakları tanınır. 10.6.1996 tarihli karar: Avrupa Parlamentosu, Türk yetkililerden Türkiye’de bulunan tüm Kürtlerin haklarını tanımasını ister.

19.9.1996 tarihli karar:Avrupa Parlamentosu, Türkiye’nin Kuzey Irak’ta bir güvenlik bölgesi yaratma niyetini mümkün olan en sert terimlerle reddeder ve bu girişimi, ciddi bir uluslar arası hukuk ihlali olarak değerlendirir. Türkiye’yi bu plandan vazgeçmeye ikna etmesi için AB Konseyi’ne çağrıda bulunur.

17.9.1998 tarihli karar: Avrupa Parlamentosu, Türkiye’nin Kuzey Irak işgalini lanetler ve PKK terörizmiyle baş etme ihtiyacının milletlerarası sınırların ihlal edilmesini haklı kılmadığını düşünür.

8.11.2000 tarihli rapor: Avrupa birliği devlet yetkilerinin merkezi idareden mahalli idarelere devrini savunmakta ve bu amaçla mahalli idareler reformu tasarısının kabulünü istemektedir; “Merkezi idarenin mahalli yönetim üzerindeki denetimi güçlü olmaya devam etmektedir. Daha öte bir adem-i merkeziyetçiliği amaçlayan ve hala bakanlıklar arasında görüşülmekte olan mahalli yönetime ilişkin yasa taslağının kabul edilmesini beklemektedir.”

24.10.1996 tarihli karar:1) Avrupa Parlamentosu, Dünya’nın her tarafındaki milyonlarca Ortodoks Hristiyan için Konstantinopolis’teki (!) Patrikhanenin önemini gözönünde tutarak, Türk yetkililerinin Ekümenik Patrikhanenin tam olarak korunması konusundaki yükümlülüklerinin farkında olarak, diğer dinsel yerlerin korunması yönünde gerekli önlemleri alması için Türk yetkililerine çağrıda bulunur. 2) Avrupa Parlamentosu, Patrikhaneye doğrudan bağlı olan Heybeliada Ruhban Okulunun derhal yeniden açılması çağrısında bulunur. (Parlamentonun 13.11.2001 tarihli kararında aynı konu yinelenmektedir )

8.11.2000 tarihli rapor :“... Heybeliada’daki Ruhban Okulu’nun kapalı kalması konusu da dahil olmak üzere, 1923 Lozan Antlaşması kapsamında olsunlar olmasınlar, Müslüman olmayan tüm kesimlerin somut taleplerinin gerektirdiği gibi incelenmesi ...” istenmektedir.

18.1.1996, 19.9.1996 ve 17.9.1998 tarihli kararlarda; Türkiye’nin adayı askersizleştirmesi, Kıbrıs sorununa adil ve uygulanabilir bir çözüm bulunması yolunda BM kararlarının kabul edilmesi, Kıbrıs’ın Avrupa Birliğine katılması yolundaki görüşmelerin kesintisiz olarak devam edilmesi konularını içermektedir.

15.11.2000 tarihli kararı ile Avrupa Parlamentosu,  1980’li yıllardan beri 1915-1917- olaylarını BM’nin 9.12.1948 tarihli kararına uygun olarak “soykırım” olarak ilan etmiş ve bunu Türk hükümetlerinin de kabul etmesini istemiştir. Türkiye’nin bu olguyu reddetmesinin AB üyeliğinin kesin engeli olduğunu açıklamıştır.

25.10.2001 ve 13.11.2001 tarihli kararlar Avrupa Parlamentosu Türkiye’ finansal krizden kurtulabilmesi için IMF ve Dünya Bankası’nın destek sağladığı ekonomik reformlarla ilgili olarak hükümetin aldığı kararları ve çıkardığı yasaları memnuniyetle karşılamakta ve bunların” AB üyeliği için gerekli kriterlerin yerine getirilmesine yardımcı olacağını” vurgulamaktadır.

 

SONUÇ :

 

Avrupa Birliği üyelerinin yıllardır ülkemizi aralarına alacakları yolunda  bağımsızlık ve egemenlik haklarımıza saldırı niteliğindeki kabul edilemez ve sonu gelmez ısrarlı isteklerinin yanı sıra inandırıcılığını yitirmiş sözlerinin artık, bir türlü kabullenemedikleri Lozan Antlaşması’nın rövanşını almaya dönük olduğu, sınırlı sayıdaki işbirlikçinin  dışında   görev yine Atatürk’ten aldığı güçle Laik ve Demokratik Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin ülke ve ulusuyla bölünemez bütünlüğüne  ödünsüz ve kararlı bir biçimde sahip çıkma görevini üstlenmiş olan ULUSA düşmektedir.

                                   

                                                                                              23.07.2011

                                                                                 Atatürkçü Düşünce Derneği

                                                                                           Genel Merkezi 

 

229
0
0
Yorum Yaz