04 12 2005

Fazıl Hüsnü DAĞLARCA/ Mustafa Kemal'in Kağnısı - Mustafa Kem

DAĞLARCA'dan 2 ŞİİR:

 

Mustafa Kemal'in Kağnısı

Yediyordu Elif kağnısını,
Kara geceden geceden.
Sanki elif elif uzuyordu, inceliyordu,
Uzak cephelerin acısıydı gıcırtılar
İnliyordu dağın ardı, yasla,
Herbir heceden heceden.
Mustafa Kemal'in Kağnısı derdi, kağnısına
Mermi taşırdı öteye, dağ taş aşardı.
Çabuk giderdi, çok götürürdü Elifcik,
Nam salmıştı asker içinde
Bu kez herkesten evvel almıştı yükünü,
Doğrulmuştu yola, önceden önceden.
Öküzleriyle kardeş gibiydi Elif,
Yemezdi, içmezdi, yemeden içmeden onlar
.Kocabaş çok ihtiyardı, çok zayıftı,
Mahzundu bütün bütün Sarıkız, yanısıra,
Gecenin ulu ağırlığına karşı,
Hafiftiler, inceden inceden.
İriydi, Elif, kuvvetliydi kağnı başında,
Elma elmaydı yanakları, üzüm üzümdü gözleri,
Kınalı ellerinden rüzgar geçerdi daim,
Toprak gülümserdi çarıklı ayaklarına.
Alını yeşilini kapmıştı, getirmişti
Niceden niceden.
Durdu birden bire Kocabaş, ova bayır durdu
Nazar mı değdi göklerden, ne?
Dah etti, yok! Dahha! dedi, gitmez.
Ta gerilerden başka kağnılar yetişti, geçti, gacır gucur.
Nasıl durur Mustafa Kemal'in Kağnısı,
Kahroldu Elifcik düşünceden düşünceden.
Aman Kocabaş, ayağını öpeyim Kocabaş,
Vur beni, öldür beni, koma yollarda beni
Geçer, götürür ana, çocuk mermisini askerciğin
Koma yollarda beni, kulun köpeğin olayım.
Bak hele üzerinden ses seda uzaklaşır,
Düşerim gerilere iyceden iyceden.
Kocabaş yığıldı çamura
Büyüdü gözleri büyüdü, yürek kadar,
Örtüldü gözleri, örtüldü hep.
Kalır mı Mustafa Kemal'in Kağnısı bacım.
Kocabaş'ın yerine koştu kendini Elifcik,
Yürüdü düşman üstüne, yüceden yüceden.

Fazıl Hüsnü DAĞLARCA

***************

Mustafa Kemal'in Oğlu

Mustafa Kemal'in oğlu diyorlardı ona,
Sırtını okşamıştı Mustafa Kemal bir sabah erken.
Geçiyordu paşalarla, beylerle
Su içmişti tarlasından şuncağız.
Öbür çocuklardan ayırmıştı kendini artık.
Adını duyuyordu yüreğinde ateşçe
Soluk alırken, ekmek yerken.
Köyün yetimiydi, ölmüştü babası Çanakkale'de,
Kale gibi tutardı omuzlarında başını.
İnce bacakları altında koca ayakları vardı
Sarıydı, kuruydu bozkırda bir çalı kadar,
On üçündeydi ama, göstermiyordu yaşını.
Bir zaman sonra top sesleri duyuldu uzaklardan
Al al oldu dağların moru.
Eli silah tutanlar girmişti cephelere bir bir,
Kadınlar, çocuklar, dedeler toplandı cami avlusuna
Sordu cümlesi birbirine ne yapak?
Ansızın düşman askeri görüldü çayırda,
Geldi çattı köye gavurun zoru.
Devrisi gün bir haber ulaştı evlere, samanlıklara
Alanda ismi yazılacakmış herkesin.
O saat bir yangın sardı Mustafa Kemal'in oğlunu,
Kimi Kadir diyecek, kimi Mıstık, kimi Özdemir...
Ankara'dan gelen rüzgarlar önünde
Ankara'ya uçan şahinlere karşı,
O, ne desin?
O, Mustafa Kemal'in oğlu, nasıl söyler,
Adını, bir avuç düşmana.
Mustafa Kemal'in oğlu yenilmez, tutsak olmaz,
Adını vermez süngüler altında,
Kellesini verse bilem.
Hem ağaç ağaçtır; öküz öküzdür,
İsim yakışmalı cana.
...
Bayrak mıydı ne, kartal kanadı mıydı ne,
Ses verdi göklerden adı.
O yürüyordu, köylünün dehşeti büyüyordu peşinde
Büyüyordu gövdesi
Büyüyordu dağ kadar.
Dur diye haykırdılar, namluları çevirip üstüne
Durmadı.

Fazıl Hüsnü DAĞLARCA

3290
0
0
Yorum Yaz