30 10 2008

Ata'nın manevi oğlunun kızından şok iddia

Ata'nın manevi oğlunun kızından şok iddia
Abdürrahim Tuncak’ın kızı Nuray Çulha, filme itiraz etti: “Babam 1908 doğumlu. Üç aylıktan itibaren o evde. 5 yaşında sünnet edildiğinde Zübeyde Hanım’ın yatağında çekilmiş sünnet fotoğrafı bile var”

Mustafa filminin yankıları sürüyor. Atatürk’ün 8 yaşında Van’da evlat edindiği anlatılan Abdürrahim Tuncak’ın kızı Nuray Çulha, filme itiraz etti: “Babam 1908 doğumlu. Üç aylıktan itibaren o evde. 5 yaşında sünnet edildiğinde Zübeyde Hanım’ın yatağında çekilmiş sünnet fotoğrafı bile var”

Can Dündar’ın yönettiği “Mustafa” filminde, Atatürk’ün 1916’da Doğu’da görevliyken 8 yaşındaki Abdürrahim’i evlat edindiği anlatılıyor ve Halep’te ikisinin birlikte çekildiği fotoğrafa yer veriliyor. Ancak, bu bilgilerin yanlış olduğunu iddia eden Abdürrahim Tuncak’ın kızı Nuray Çulha, VATAN’a çarpıcı açıklamalarda bulundu. 62 yaşındaki Nuray Çulha ’Babam 3 aylıktan itibaren Atatürk’ün evindeydi“ dedi.

* Atatürk babanızı 1916’da evlat edinmedi mi?

Babam 1908 doğumlu. Atatürk’ün annesinin Kuran’ında yazıyor. Zübeyde Hanım, babamın doğum tarihini Kuran’a kaydetmiş. ”Abdürrahim 1908“ diye yazıyor. Bir de kızı Naciye’nin ölüm tarihini yazmış. Atatürk’ün Naciye isminde bir kızkardeşi ölüyor veremden. Onun ölümünden sonra Akaretler’deki eve geliyorlar.

* Yani 8 yaşından çok önce Atatürk ile birlikteydi.

Atatürk’ün babamla resmi 1917’de çekilmiş. Babam 1908’de doğduysa, 1917’de 9-10 yaşında oluyor. Babam kendini bildiği zaman Akaretler’de Atatürk’ün evinde buluyor. 3 aylıktan itibaren o evde.

* Babanız ne zaman evlat edinilmiş?

Evlat edinilmiş diye bir şey yok. Babamın Akaretler’deki evde sünneti yaptırılıyor. 5 yaşındayken sünnet yatağında çekilmiş resmi var.

* Yani kendi oğlu mu?

Ben böyle bir şeyi söylemeye söz sahibi değilim.

* Peki Atatürk ile resmi nasıl çekilmiş?

Atatürk annesi Zübeyde Hanım’ı Halep’e çağırıyor ve ’çocuğu da al gel’diyor.

* Neden çağırıyor?

1917’de kum fırtınasında kör oldu diyorlar. Anne çok üzülüyor. Atatürk telgraf üstüne telgraf çekiyor ve ’Bir şeyim yok. Ama müsterih olmak istiyorsan ’çocukla bana gel’ diyor. Kara trenle 10 günde Halep’e gidiyorlar. Oraya ulaştıklarında Atatürk ’Bak diyor gözüm görüyor, hiçbir şeyim yok’ diyor. Bir hafta kalıyorlar. Ordunun terzisi babama oranın yerel kıyafetini dikiyor. Atatürk ”Şimdi resim çektireceğiz, tam asker oldun ama tabancan yok“ diyor. Kendi tabancasını çıkarıyor ve babamın beline takıyor. O zaman fotoğraf makinesi bir tek ordunun doktorunda varmış. Doktor resmi çekiyor. Yani Halep’te evlatlık alınma diye bir şey yok. O zamana kadar zaten o evde yaşıyor, okullara gidiyor. Ben Atatürk’ün kızkardeşine babaanne derdim, onun arzusu üzerine.

* Neden?

Karıştırmayın. Bundan yıldığımız için babam gazetecilerden uzak durdu. Babamdan ne duyduysam onu söylüyorum. Babam öldüğünde güzel bir cenaze merasimi oldu Bebek Camii’nde. İstanbul Belediye Reisi Tayyip Erdoğan bana dedi ki ’Daha büyük bir camide daha güzel bir şekilde yapalım merasimi.” Ama babam istemedi. Ancak bilenler geldiler. Cenazede üniversite rektörleri ve çok basın vardı. Orada bana çok sual soruldu neden açıklamıyorsunuz diye ’Konuşmuyorum acım büyük Mete Akyol ile konuşun’ dedim.

‘AKARETLER’DEKİ EVDE İKİ BAKICISI VARDI’

Abdürrahim Tuncak ’ın kızı Nuray Çulha, babasının ilk olarak Akaretler’deki evde Atatürk’ün annesi Zübeyde Hanım ve kız kardeşi Makbule Hanım ile birlikte yaşadığını söylüyor ve “2 tane de bakıcısı var. Birine Ayşe Abla derdi. Akaretler’deki evde otururken ilkokula gidiyor. Atatürk 1919’da Samsun’a çıkarken İngilizler öldürecekler diye o evi Şişli’ye taşıyor. Yani Şişli’deki ev ikinci oturdukları ev. Evin kirası 1 Lira olduğu için o sıra ödeyemeyecek durumdalar. Çünkü Atatürk Anadolu’da ve maaş yollayamıyor. O yüzden tekrar Akaretler’e geliyorlar” diyor. Bu fotoğrafta da Abdürrahim Tuncak, Zübeyde Hanım, Makbule Hanım ve bakıcılarıyla birlikte görülüyor.

 
Annesi Fikriye Hanım mıydı?
Atatürk, Fikriye Hanım’la bir konuşmasında Abdürrahim için ’bizim çocuğumuz’ diye bahsediyor

Atatürk’ün manevi oğlu Abdürrahim Tuncak, 90 yıllık yaşamı boyunca ilk ve son kez gazeteci Mete Akyol’a konuşmuştu. Türkiye, Atatürk’ün manevi oğlu ile Akyol’un yaptığı röportaj sayesinde tanıştı. 24 Mayıs 1981’de Milliyet Gazetesi’nde “Atatürk’ün varlığı bugüne değin açıklanmayan manevi çocuğunu bulduk!” manşetiyle duyurulan ve 15 gün yayınlanan anılarıyla Atatürk’ün yakınları dışında pek kimsenin tanımadığı 73 yaşındaki Tuncak’ın fotoğraflarını görenler şaşkınlığını gizleyemedi. Özellikle kaş ve burun yapısı ise Atatürk’e tıpatıp benzemesi hep aynı soruyu gündeme getirdi. “Acaba Abdürrahim Tuncak Atatürk’ün öz oğlu muydu?” Akıllardaki bu soruya Tuncak “Bazı sırlar benle mezara gidecek” diye karşılık vererek bir yerde Atatürk’ün öz oğlu olduğunu ima etmiş oluyordu. Peki ya annesi kimdi? Mete Akyol’un edindiği izlenime göre annesi Atatürk’ün ilk beraber olduğu kadın yani Fikriye’ydi.

* Atatürk ile manevi oğlu arasında benzerlikler nelerdi?

Sesi aynı. Hal ve tavırlar,

siluet olarak aynı Atatürk’tü. Röportaj sırasında Akaretler’deki eve gittik. “Şurada şu vardı” diyerek bir şeyi işaret etmişti. O hareketi tamamen Atatürk’tü.

* Sizce annesi kimdi?

Bütün olay Fikriye Hanım üzerinde toplanıyor. Albümünde gazetelerde kesilmiş Fikriye Hanım’ın resimleri hep öndeydi. Abdürrahim Bey, Latife Hanım’ı sevmezdi. Kızıyla sıkıştırdık. ”Kızım bu yaşta Atatürk’ün oğluyum desem arkamdan teneke çalarlar. Adama bak delirmiş derler. Ne bana birisi bunu söyledi, ne belge var ama gözümü açtığımda 3.5 yaşındaydım Akaretler’deki evdeydim. Hayattaki şerefim, biyolojik oğlu olmak bir tarafa onun yetiştirildiği evde ve onu yetiştiren bir anne tarafından yetiştirilmiş olmamdır“ dedi.

* Fikriye Hanım ile ilgili başka ne anlatmıştı?

O zaman Abdürrahim Tuncak, Muzaffer Bozok ile okula gidiyor. Bir akşam Atatürk Fikriye Hanım’a ”Abdürrahim’in notları yüksek geliyor Fikriye. Bizim çocuğumuz olduğu için iltimas mı geçiyor? Git bir kontrol et“ diyor. Ertesi akşam Fikriye Hanım ”Gittim konuştum hocasıyla. Hak ettiği notlardır dedi“ diye anlatıyor. Atatürk Latife’yle evlenmeye karar veriyor ama Latife’nin babası, Abdürrahim bende kalsın deyince İzmir’e onun yanına gönderiliyor ve orada okula gidiyor. Ne zamanki Latife’ye güle güle denildi, işte o zaman Abdürrahim Köşke döndü
Atatürk ‘yalnız, yaşlı ve umutsuz’ değildi
Baykal, Atatürk’ün “yaşlı yalnız adam” ve “diktatör” olmadığını söyledi

Ali ÖZTUNÇ / ANKARA


Can Dündar’ın “Mustafa” isimli belgeselinin önceki akşam yapılan Ankara Galası’na katılan CHP Genel Başkanı Deniz Baykal, belgeseli beğenmedi. Filmi kurmaylarına değerlendiren Baykal’ın iki ana eleştirisi vardı: Atatürk’ün sofrası, içki içilen, birisinin ud çaldığı, coşku bulunmayan, başarısız olmuş, bıkmış, umutsuz, yalnız ve yaşlı bir adamın sofrası olarak lanse ediliyor. Atatürk günde bir büyük rakı içen, kadınlara zaafı olan birisi olarak gösterilmiş. Zaafları olabilir. Ancak Atatürk gibi bir adamın sofrası bu resim olamaz. Atatürk’ün sofrası Cumhuriyet’i ilan ettiği, Cumhuriyet coşkusunun yaşandığı, heyecanlı, gururlu, sevinçli, gelecekten emin bir sofradır.

DİKTATÖR EĞİLİMİ OLMADI:

Kendi döneminin tüm liderleri diktatör olduğu halde bu yönde eğilimi olmayan bir liderdi. Hep çoğulcu demokrasi istedi. Hitler, Mussolini, Stalin’in egemenliği varken, kendi eliyle parti kurdurdu.

Cesur bir yapım

Galaya katılan diğer siyasetçiler de farklı yorumlarda bulundu:

Köksal Toptan: “Atatürk’ün tartışılan yönlerinin ortaya konulması değişik bir açı. Ancak sigaralı bölümler düzeltilmeli.”

Süleyman Demirel: “Herkesin görmesi gereken bir belgesel.”

Ertuğrul Günay: Atatürk’ü ’insan’ olarak da irdeleyen, sorgulayan, tartıştıran cesur bir çalışma. Belki bazı tartışmaları da tetikleyecek.

Hilmi Güler: “Direkt ve dolaylı mesajlarıyla epey tartışılacak bir film.”

 
İlk günde 100 bin kişi seyretti
193 salonda gösterime giren ’Mustafa’ filmi büyük ilgi gördü. Büyük kentlerde sinemalarda tüm seansların biletleri erken saatte tükendi

Çok sayıda vatandaş filmden etkilendiğini belirtirken, “Ata’mız yalnız değildi” diyerek filmdeki yoruma katılmadığını söyleyenler de oldu. İşte İstanbul’da Mustafa’yı izlemeye koşan seyircilerin yorumları...
Filmdeki Atatürk’ü çok sevdim

İlkin Doğan (7-İlköğretim 1. sınıf öğrencisi): Filmi çok sevdim. Okulda bize öğretilenlerin dışında bir çok şey öğrendim. Filmdeki Atatürk’ü de çok sevdim. Atatürk’ün olduğu tüm sahneleri çok sevdim. Filmde Atatürk’ün anlattıklarını dikkatle dinledim ve dediklerini hiçbir zaman unutmayacağım.

Ders alınacak bir hayatı var

Özlem Şencan (27-İç mimar): Atatürk’ün insan olarak zor bir yaşam geçirmesine rağmen başarısını görmemiz gerektiğini anlatan bir film. Tüylerim diken diken oldu, bazı yerlerinde ağladım. Terörle boğuştuğumuz şu dönemde ülkeyi yönetenlerin izlemesi gereken bir film, ders alınacak bir hayatı var.

BEN O DÖNEMLERİ YAŞADIM

Faruk Atakan (80-Emekli Albay): Ben Atatürk’ü gördüm. Ankara, Keçiören’deki okulumuzun önünden geçerken sıraya girerdik. Benim başımı çok okşadı hep halimizi hatırımızı sorardı. Atatürk’ü tartışanlar o dönemleri yaşamadılar. O dönemleri yaşayan birisi olarak şunu söyleyebilirim: Atatürk yalnız değildi, tüm millet yanındaydı. Önderimizin naaşını gördüm. Tüm Türkiye oradaydı.
 “Kürtler’e muhtariyet” tartışma çıkardı


Mustafa filminde, Atatürk’ün 16 Ocak 1923’te 9 gazeteciye ’yazılmamak’üzere açıkladığı görüşlerinde Kürtler’e ’muhtariyet’, yani özerklik vermek istediğinden bahsediyor. Filmdeki bu bölüm tarihçilerden tepki topladı. İşte iki uzmanın görüşü...

Onun politikasına uymazdı

Halil İnalcık (Tarihçi-Bilkent Üniversitesi Öğretim Üyesi): Bu çok nazik bir konu. Her şeyden önce Atatürk’ün Kürtler’e muhtariyet verilmesiyle ilgili iddia edilen düşüncelerinin kaynağı irdelenmeli, gerçek mi değil mi ortaya çıkarılmalı. Ayrıca Atatürk’ün ’Kürtler’e muhtariyet’verilmesiyle ilgili sözleri Cumhuriyet’in ilanından 9 ay önce yaptığı söyleniyor. Unutulmamalı ki, Cumhuriyet’in ilanından sonra yeni Türkiye devleti kurulmuştur. Kürtler’e muhtariyet iddiası ise Atatürk’ün Doğu illeriyle ilgili izlediği politikaya uymamaktadır.

Öyle olsa Milli Devlet kurmazdı

Prof. Dr. Mehmet Saray (Atatürk Araştırmaları Merkezi eski Başkanı): Atatürk Araştırmaları Merkezi başkanlığını yaptığım dönemde Atatürk’ün ’Kürtler’e muhtariyet’verilmesi iddiasını içeren İzmit’teki konuşma metni benim de önüme geldi. Ama ben o bölüme hep kuşkuyla yaklaştım. Ama diyelim ki, Atatürk bunları söyledi. Bu konuşma Cumhuriyet’in ilanından önce, 1924 Anayasası hazırlanmadan önce yapıldı. Ve bu sözler sadece bir düşünceden ibaretti. Oysa Atatürk hem İsmet İnönü’ye hem de Celal Bayar’a Şark Raporları hazırlattı. Doğu Anadolu köylülerine toprak verilmesini emretti. Çıkan Kürt ayaklanmalarını bastırttı. Milli Devlet kurmak için yola çıkmıştı ve ulus devleti kurdu. Kürtler’e muhtariyet gibi bir düşüncesi olsaydı Milli Devlet’i tesis eder miydi? Niye bu düşüncesinden vazgeçsin?


1006
0
0
Yorum Yaz