ADD Başkanından 'Tehdit' Vurgusu

28/5/2007 · Kategori: Secki

ADD başkanından 'Tehdit' vurgusu

ADD Başkanı Şener Eruygur, 'Kimsenin gücü devrim yasalarını değiştiremez' derken, Türkiye'nin 1. Dünya Savaşından bu yana en büyük tehditle karşı karşıya olduğunu savundu.
28 Mayıs 2007 00:00
Yazı boyutunu büyütmek için            
ADD başkanından 'Tehdit' vurgusu

Atatürkçü Düşünce Derneği (ADD) Genel Başkanı emekli Orgeneral Şener Eruygur, hiç kimsenin gücünün, devrim yasalarının değiştirilmesine yetmeyeceğini söyledi.

Atatürkçü Düşünce Derneği (ADD) Genel Başkanı emekli Orgeneral Şener Eruygur ve emekli Orgeneral Tuncer Kılınç, İngiltere Atatürkçü Düşünce Derneği'nin konuğu olarak "Cumhuriyetimize Sahip Çıkmak" konulu konferansta konuştu. Londra'daki konferansta konuşan Eruygur, Türkiye'de sağ-sol mücadelesinin geçerliliğini yitirdiğini, bunun yerine 1923'de kurulan Cumhuriyet'in o gün düşünülen değerleriyle savunulmasını isteyenlerle, içeriğinin değiştirilmesini isteyenler arasında kıyasıya bir mücadele başladığını ileri sürdü. Cumhuriyet karşıtlarının çok organize şekilde Cumhuriyet'in değerlerini aşındırmak için çalıştıklarını ifade eden Eruygur, yenilikçi denilen ve işi Cumhuriyeti korumak olanların ise eksikleri bulunduğunu söyledi.

Bayramdan bayrama ya da 10 Kasım'dan 10 Kasım'a Atatürk'e bağlılık mesajları verilmesinin yeterli olmadığını, "nasıl olsa ordumuz var" düşüncesinin yanlış olduğunu ifade eden Eruygur, "14 Nisan'da yapılan mitingin Atatürk gibi davranarak, sorumluluğu üstlenmenin en güzel örneğini oluşturduğunu" kaydetti. Ankara ve onu izleyen mitinglerin sokak hareketleri olarak yorumlanmasına da karşı çıkan Eruygur, meydanlarda yanlışlara karşı çıkmaktan daha demokratik bir hareket olamayacağını kaydetti.

Meydanlara çıkanların Atatürk'e bağlılıklarını ve rejimin değiştirilmesine izin verilemeyeceğini haykırdıklarını belirten Eruygur, devrim yasalarının değiştirilmesine kimsenin gücünün yetmeyeceğini söyledi. Bazı kesimlerin "ulusal iradeyi temsil ediyoruz, millet istiyor, rejimi değiştireceğiz" dediklerini belirten Eruygur, kimsenin saltanatı geri getiremeyeceğini, milli iradenin Atatürk'ün Amasya'da, Sivas'ta başlattığı iradenin ta kendisi olduğunu ifade etti. Dünyadaki stratejik dengelere de dikkat çeken Eruygur, Türkiye'de rejimi değiştirmek isteyenlerin, Türkiye üzerinde yapılan hesapları da fırsat bildiklerini, ortaya ılımlı İslam tezinin atıldığını belirterek, Atatürkçü düşüncenin çağdaş yorumunun yapılması ve bunun politikacıların önüne konulmasının, ülke çıkarlarının her şeyin önünde tutulmasının şart olduğunu bildirdi.

KILINÇ'IN KONUŞMASI

 Toplantıda konuşan eski MGK genel sekreteri Orgeneral Tuncer Kılınç da Türkiye'nin 21. yüzyılda stratejik ortaklıklar oluşturmak için öncelikle hedeflerini doğru belirlemesi gerektiğini ifade etti.

Türkiye'nin Irak savaşıyla birlikte 4 yıldır ABD ile komşu olduğunu da belirten Kılınç, "yeni haritalar kapsamında bir Kürdistan devleti oluşturulmakta olduğu" uyarısında bulundu. Asıl hedefin, bu devleti Türkiye ve diğer komşu ülkeler aleyhine büyütmek olduğunu belirten Kılınç, nihai amacın ise Ortadoğu petrol ve doğal gazını kontrol altında tutmak olduğunu söyledi.

Bu gelişmeler çerçevesinde ABD ile Avrupa ülkelerinde güvenlik algılamalarının farklılaşmaya başladığını, SSCB'den kopan devletlerin güvenlik ve ekonomik ihtiyaçlarını AB, NATO ve ABD'de aramaya başladıklarını anlatan Kılınç, dış güçler tarafından jeoplitik ve jeostratejik açıdan son derece önemli olan Türkiye'nin gelişmesi ve büyümesinin istenmediğini söyledi. Irak'taki gelişmelere de dikkat çeken ve bunların Türkiye içindeki ayrılıkçı unsurların azgınlığına yol açtığını belirten Kılınç, "dış emperyal güçler yanında, hemen güney hududumuzda gelişen durum ve içimizdeki işbirlikçiler ve ayrımcıların çabaları sonucunda Türkiye'nin jeopolitik önemi aleyhimize işlemeye başlamıştır" diye konuştu.

BÜYÜK TEHDİT

Kılınç, dış güvenlik kadar iç güvenlik açısından da çağdaşlaşma çabaları açısından da "Türkiye'nin Birinci Dünya Savaşından bu yana en olmadık şekilde büyük bir tehdit altında olduğunu" söyledi.

Devletin laik yapısını hedef alan irticai tehdidin de pusuya yatmış ve dış destekten medet umar hale gelmiş olduğunu savunan Kılınç, Türkiye-ABD ilişkilerinde yaşanan sıkıntılara da değindi. 21. yüzyılda ABD dışında başta AB olmak üzere Rusya, Çin, Hindistan, Japonya gibi yeni güç merkezlerinin oluşacağını söyleyen Kılınç, Türkiye ve İran'ın da önemli rol oynama kapasiteleri bulunduğuna dikkat çekti. Türkiye'nin bu güç merkezlerinden hangisiyle daha faydalı işbirliği yapabileceği sorusuna yanıt aranması gerektiğini belirten Kılınç, Irak'taki gelişmelere bakıldığında, Türkiye'nin her an bir sıcak çatışmanın içine girebileceği uyarısında bulundu.

NATO'nun işlevinin de sorgulanmaya başlandığını belirten kılınç, "ABD küresel hakimiyeti için zaman zaman BM ve NATO'yu kullanmaktadır. Günümüzde NATO belirsizlikler içinde Batıya yönelecek tehdide karşı kullanılacak bir güç olarak görülse de özellikle asimetrik savaş kavramı içinde etkinlikle kullanılabilecek bir yapıda olmadığı açıktır. Diğer taraftan, Türkiye'nin Batı hegemonyasından ve sömürgesinden kurtulmasının bir şekilde NATO'dan ayrılmasıyla sağlanacağı değerlendirilmektedir" dedi.

Bu çerçevede Türkiye'nin 21. yüzyılda öncelikle NATO'dan ayrılması, ABD ve AB içinde aranılan bir güç haline gelmesi gerektiğini savunan Kılınç, bu durumda Türkiye'nin başta Rusya, diğer güç merkezleri için de cazibe oluşturacağını söyledi. Eruygur ve Kılınç daha sonra dinleyicilerin sorularını yanıtladı.

AA

Afyonkarahisarlı Bir Site: Kocatepe Üniversitesi ve "Şiirlerde B

28/8/2006 · Kategori: Secki

Şiirlerde Büyük Taarruz

KUVAYİ MİLLİYE DESTANI- NAZIM HİKMET RAN
ÇADIRDAN GELEN IŞIK-CENAB OZANKAN
KOCATEPE- CENAB OZANKAN
ORDULARA BEDEL- CENAB OZANKAN
YİĞİDİ BIRAKMAYAN HAYAL- CENAB OZANKAN
BELENTEPE ŞENLİKLERİ- CENAB OZANKAN
TINAZTEPE’DE SOLUK- CENAB OZANKAN
ÇİĞİLTEPE- CENAB OZANKAN
MEÇHUL ASKER- CENAB OZANKAN
YENİ CİHANIN EŞİĞİNDE- CENAB OZANKAN
KADERDE ÖLÜMSÜZLÜK VARMIŞ- CENAB OZANKAN
ÖLÜM BEDENLERİNDE ERİDİ- CENAB OZANKAN
SON HÜCUM- CENAB OZANKAN
CANIMIZ UCUZ DEĞİLDİ- CENAB OZANKAN
MİLLİ MÜCADELE DESTANI- BEKİR TÜNAY
İSTİKLAL DESTANINDAN: BÜYÜK ARZU- ARİF HİKMET PAR
VATAN MACERASI- ARİF HİKMET PAR
ATATÜRK- ARİF HİKMET PAR
KARTAL BAKIŞLI DEHADAN MUSTAFA KEMAL’İN MANGASI- ARİF HİKMET PAR
İSTİKLAL SAVAŞINDA ATATÜRK- MESUT TARCAN
30 AĞUSTOS ZAFER ARSLANLARI- MEHMET FARUK GÜRTUNCA
AĞUSTOS ŞAFAĞI- ŞAHİNKAYA DİL
ATATÜRK KOCATEPE’DE- KEMALETTİN KOÇ
KOCATEPE’DEN- DR. MUSTAFA ŞERİF ONARAN
ATATÜRK KOCATEPE’YE TIRMANIYORDU-MUZAFFER UYGUNER
ATATÜRK HEP KOCATEPE’DE- OSMAN ATTİLA
YAY BEDENLİ ADAM KOCATEPE ÜSTÜNDE- ABDULLAH RIZA ERGÜVEN


KUVAYİ MİLLİYE DESTANI- NAZIM HİKMET RANSayfanın Tepesine Git
KUVAYİ MİLLİYE DESTANI
BAŞLANGIÇ
ONLAR

Onlar ki toprakta karınca,
suda balık,
havada kuş kadar
çokturlar;
korkak,
cesur,
câhil,
hakîm
ve çocukturlar
ve kahreden
yaratan ki onlardır,
destânımızda yalnız onların mâceraları vardır.
Onlar ki uyup hainin iğvâsına
sancaklarını elden yere düşürürler
ve düşmanı meydanda koyup
kaçarlar evlerine
ve onlar ki bir nice murtada hançer üşürürler
ve yeşil bir ağaç gibi gülen
ve merasimsiz ağlayan
ve ana avrat küfreden ki onlardır,
destânımızda yalnız onların mâceraları vardır.
Demir,
kömür
ve şeker
ve kırmızı bakır
ve mensucat
ve sevda ve zulüm ve hayat
ve bilcümle sanayi kollarının
ve gökyüzü
ve sahra
ve mavi okyanus
ve kederli nehir yollarının,
sürülmüş toprağın ve şehirlerin bahtı
bir şafak vakti değişmiş olur,
bir şafak vakti karanlığın kenarından
onlar ağır ellerini toprağa basıp
doğruldukları zaman.
En bilgin aynalara
en renkli şekilleri aksettiren onlardır.
Asırda onlar yendi, onlar yenildi.
Çok sözler edildi onlara dair
ve onlar için :
zincirlerinden başka kaybedecek şeyleri yoktur,
denildi.

YEDİNCİ BAP
922 AĞUSTOS AYI
ve
KADINLARIMIZ
ve
6 AĞUSTOS EMRİ
ve
BİR ÂLETLE BİR İNSANIN HİKÂYESİ

Ayın altında kağnılar gidiyordu.
Kağnılar gidiyordu Akşehir üstünden Afyon'a doğru.
Toprak öyle bitip tükenmez,
dağlar öyle uzakta,
sanki gidenler hiçbir zaman
hiçbir menzile erişmiyecekti.
Kağnılar yürüyordu yekpare meşeden tekerlekleriyle.
Ve onlar
ayın altında dönen ilk tekerlekti.
Ayın altında öküzler
başka ve çok küçük bir dünyadan gelmişler gibi
ufacık, kısacıktılar,
ve pırıltılar vardı hasta, kırık boynuzlarında
ve ayakları altından akan
toprak,
toprak
ve topraktı.
Gece aydınlık ve sıcak
ve kağnılarda tahta yataklarında
koyu mavi humbaralar çırılçıplaktı.
Ve kadınlar
birbirlerinden gizliyerek
bakıyorlardı ayın altında
geçmiş kafilelerden kalan öküz ve tekerlek ölülerine.
Ve kadınlar,
bizim kadınlarımız :
korkunç ve mübarek elleri,
ince, küçük çeneleri, kocaman gözleriyle
anamız, avradımız, yârimiz
ve sanki hiç yaşamamış gibi ölen
ve soframızdaki yeri
öküzümüzden sonra gelen
ve dağlara kaçırıp uğrunda hapis yattığımız
ve ekinde, tütünde, odunda ve pazardaki
ve karasabana koşulan
ve ağıllarda
ışıltısında yere saplı bıçakların
oynak, ağır kalçaları ve zilleriyle bizim olan
kadınlar,
bizim kadınlarımız
şimdi ayın altında
kağnıların ve hartuçların peşinde
harman yerine kehribar başaklı sap çeker gibi
aynı yürek ferahlığı,
aynı yorgun alışkanlık içindeydiler.
Ve on beşlik şarapnelin çeliğinde
ince boyunlu çocuklar uyuyordu.
Ve ayın altında kağnılar
yürüyordu Akşehir üstünden Afyon'a doğru.
«6 Ağustos emri» verilmiştir.
Birinci ve İkinci ordular, kıt'aları, kağnıları, süvari alaylarıyla
yer değiştiriyordu, yer değiştirecek.
98956 tüfek,
325 top,
5 tayyare,
2800 küsur mitralyöz,
2500 küsur kılıç
ve 186326 tane pırıl pırıl insan yüreği
ve bunun iki misli kulak, kol, ayak ve göz
kımıldanıyordu gecenin içinde.
Gecenin içinde toprak.
Gecenin içinde rüzgâr.
Hatıralara bağlı, hatıraların dışında,
gecenin içinde :
insanlar, âletler ve hayvanlar,
demirleri, tahtaları ve etleriyle birbirine sokulup,
korkunç
ve sessiz emniyetlerini
birbirlerine sokulmakta bulup,
kocaman, yorgun ayakları,
topraklı elleriyle yürüyorlardı.
Ve onların arasında
Birinci Ordu İkinci Nakliye Taburu'ndan
İstanbullu şoför Ahmet
ve onun kamyoneti vardı.
Bir acayip mahlûktu üç numrolu kamyonet :
İhtiyar,
cesur,
inatçı ve şirret.
Kırılıp dağlarda kalan sol arka makası yerine
şasinin altına, dingilin üzerine
budaklı bir gürgen kütüğü sarmış olmasına rağmen
ve kalb ağrılarıyla
ve on kilometrede bir
karanlığa yaslanıp durduğu halde
ve vantilâtöründe dört kanattan ikisi noksan iken
şahsının vekarlı kudretini resmen biliyordu :
«6 Ağustos emri»nde ondan ve arkadaşlarından
«... ihzar ve teşkil edilmiş bulunan
ve cem'an 300 ton kabiliyetinde kabul olunan
100 kadar serî otomobil...» diye bahsediliyordu.
İhzar ve teşkil olunanlar,
bu meyanda Ahmet'in kamyoneti,
insanların, âletlerin ve kağnıların yanından geçip
Afyon - Ahırdağları ve imtidadına doğru iniyorlardı.
Ahmet'in kafasında uzak bir şehir ve bir şarkı vardı.
Bu şarkı nihaventtir
ve beyaz tenteli sandalları,
siyah mavnaları,
güneşli karpuz kabuklarıyla
bir deniz kıyısındadır şehir.
Vantilâtörde adedi devir
düşüyor gibi.
Arkadaşlar ileri geçtiler.
Ay battı.
Manzara yıldızlardan ve dağlardan ibaret.
Sen Süleymaniyelisin oğlum Ahmet,
çınar dibinde iki mars bir oyunla yenip Bücür'ü,
kalk,
sıra servilerin önünden yürü,
çeşmeyi geç,
mektep bahçesi, medreseler,
orda, Harbiye Nezareti'nin arka duvarında
siyah çarşaflı bir kadın
çömelip yere
darı serper güvercinlere
ve papelciler
şemsiye üstünde papaz açarlar.
Motor mızıkçılık ediyor,
bizi dağ başlarında bırakacak meret.
Ne diyorduk oğlum Ahmet?
Dökmeciler sağda kalır,
derken, Uzunçarşı'ya saparken,
köşede, sol kolda seyyar kitapçı :
«Hikâyei Billûr Köşk»,
altı cilt «Tarihi Cevdet»
ve «Fenni Tabâhat».
Tabâhat, mutfaktan gelirmiş,
yani yemek pişirmek.
Hani, uskumru dolmasına da bayılırım pek.
Yaldızlı kuyruğundan tutup
bir salkım üzüm gibi yersin.
İlerde bir süvari kolu gidiyor,
saptılar sola.
Uzunçarşı'yı dikine inersin.
Sandalyacılar, tavla pulcuları, tesbihçiler.
Ve sen İstanbullu,
sen kendi ellerinin hünerine alışmış olduğundan
şaşarsın İstanbullulara :
ne kadar ince, ne çeşitli hünerleri var, dersin.
Rüstem Paşa Camii.
Urgancılar.
Urgancılarda yüz parça yelkenli gemiyi
ve hesapsız katır kervanlarını donatacak kadar
urgan, halat ve dökme tunçtan çıngıraklar satılır.
Zindankapı, Babacafer.
Uzakta Balıkpazarı.
Kuruyemişçiler.
Yemiş iskelesindeyiz :
sandalları, mavnaları,
güneşli karpuz kabuklarıyla
yüzüne hasret kaldığım deniz.
Sol arka lastik hava mı kaçırıyor ne?
İnip b
aksam...
Yemiş iskelesinden dilenci vapuruna binip
Eyüp'te Niyet Kuyusu'na gittikti.
Elleri yumuk yumuk,
bacakları biraz çarpıktı ama,
yeşil zeytin tanesi gibi gözler.
Kaşları da hilâl gibi çekikti.
Tam Kasımpaşa'ya yaklaştık, beyaz başörtüsü...
Lastik hava kaçırıyor.
Derdine deva bulmazsak eğer...
Dur bakalım Babacafer...
Üç numrolu kamyonet durdu.
Karanlık.
Kriko.
Pompa.
Eller.
Küfreden ve küfrettiğine kızan elleri
lastikte ve ihtiyar tekerlekte dolaşırken
Ahmet hatırladı :
bir gece nüzüllü babaannesini
sedirden sedire taşırken
kadıncağız...
İç lastik boydan boya patladı.
Yedek?
Yok.
Dağlarda avaz avaz
imdat istemek?
Sen Süleymaniyelisin oğlum Ahmet,
sana tek başına verilmiştir üç numrolu kanyonet.
Hem, hani bir koyun varmış,
kendi bacağından asılan bir koyun.
Süleymaniyeli şoför Ahmet
soyun...
Soyundu.
Ceket, külot, pantol, don, gömlek ve kalpak
ve kırmızı kuşak,
Ahmet'i postallarının üstünde çırılçıplak
bırakarak
dış lastiğin içine girdiler,
şişirdiler.
Bu şarkı nihaventtir.
Deniz kıyısında bir şehir...
Beyaz başörtüsü...
Saatta elli yapıyoruz...
Dayan ömrümün törpüsü,
dayan da dağlar anadan doğma görsün şoför Ahmet'i,
dayan arslan...
Hiçbir zaman
böyle merhametli bir ümitle sevmedi
hiçbir insan
hiçbir âleti...

SEKİZİNCİ BAP
26 AĞUSTOS GECESİNDE SAATLAR
İKİ OTUZDAN BEŞ OTUZA KADAR
ve
İZMİR RIHTIMINDAN AKDENİZ'E
BAKAN NEFER

Saat 2.30.
Kocatepe yanık ve ihtiyar bir bayırdır,
ne ağaç, ne kuş sesi,
ne toprak kokusu vardır.
Gündüz güneşin,
gece yıldızların altında kayalardır.
Ve şimdi gece olduğu için
ve dünya karanlıkta daha bizim,
daha yakın,
daha küçük kaldığı için
ve bu vakitlerde topraktan ve yürekten
evimize, aşkımıza ve kendimize dair
sesler geldiği için
kayalıklarda şayak kalpaklı nöbetçi
okşayarak gülümseyen bıyığını
seyrediyordu Kocatepe'den
dünyanın en yıldızlı karanlığını.
Düşman üç saatlik yerdedir
ve Hıdırlık
tepesi olmasa
Afyonkarahisar şehrinin ışıkları gözükecek.
Küzeydoğuda Güzelim
dağları
ve dağlarda tek
tek
ateşler yanıyor.
Ovada Akarçay bir pırıltı halinde
ve şayak kalpaklı nöbetçinin hayalinde
şimdi yalnız suların yaptığı bir yolculuk var :
Akarçay belki bir akar su,
belki bir ırmak,
belki küçücük bir nehirdir.
Akarçay Dereboğazı'nda değirmenleri çevirip
ve kılçıksız yılan balıklarıyla
Yedişehitler kayasının gölgesine girip çıkar. ?Ve kocaman çiçekleri eflâtun
kırmızı
beyaz
ve sapları bir,
bir buçuk adam boyundaki
haşhaşların arasından akar.
Ve Afyon önünde
Altıgözler Köprüsü'nün altından
gündoğuya dönerek
ve Konya tren hattına rastlayıp yolda
Büyükçobanlar Köyü'nü solda
ve Kızılkilise'yi sağda bırakıp
gider.
Düşündü birdenbire kayalardaki adam
kaynakları ve yolları düşman elinde kalan bütün nehirleri.
Kim bilir onlar ne kadar büyük,
ne kadar uzundular?
Birçoğunun adını bilmiyordu,
yalnız, Yunan'dan önce ve Seferberlik'ten evvel
Selimşahlar Çiftliği'nde ırgatlık ederken Manisa'da
geçerdi Gediz'in sularını başı dönerek.
Dağlarda tek
tek
ateşler yanıyordu.
Ve yıldızlar öyle ışıltılı, öyle ferahtılar ki
şayak kalpaklı adam
nasıl ve ne zaman geleceğini bilmeden
güzel, rahat günlere inanıyordu
ve gülen bıyıklarıyla duruyordu ki mavzerinin yanında,
birdenbire beş adım sağında onu gördü.
Paşalar onun arkasındaydılar.
O, saatı sordu.
Paşalar : «Üç,» dediler.
Sarışın bir kurda benziyordu.
Ve mavi gözleri çakmak çakmaktı.
Yürüdü uçurumun başına kadar,
eğildi, durdu.
Bıraksalar
ince, uzun bacakları üstünde yaylanarak
ve karanlıkta akan bir yıldız gibi kayarak
Kocatepe'den Afyon Ovası'na atlıyacaktı.
Saat 3.30.
Halimur - Ayvalı hattı üzerinde
manga mevziindedir.
İzmirli Ali Onbaşı
(kendisi tornacıdır)
karanlıkta gözyordamıyla
sanki onları bir daha görmiyecekmiş gibi
baktı manga efradına birer birer :
Sağda birinci nefer
sarışındı.
İkinci esmer.
Üçüncü kekemeydi
fakat bölükte
yoktu onun üstüne şarkı söyliyen.
Dördüncünün yine mutlak bulamaç istiyordu canı.
Beşinci, vuracaktı amcasını vuranı
tezkere alıp Urfa'ya girdiği akşam.
Altıncı,
inanılmıyacak kadar büyük ayaklı bir adam,
memlekette toprağını ve tek öküzünü
ihtıyar bir muhacir karısına bıraktığı için
kardeşleri onu mahkemeye verdiler
ve bölükte arkadaşlarının yerine nöbete kalktığı için
ona «Deli Erzurumlu» derdiler.
Yedinci, Mehmet oğlu Osman'dı.
Çanakkale'de, İnönü'nde, Sakarya'da yaralandı
ve gözünü kırpmadan
daha bir hayli yara alabilir,
yine de dimdik ayakta kalabilir.
Sekizinci,
İbrahim
korkmıyacaktı bu kadar
bembeyaz dişleri böyle tıkırdayıp
birbirine böyle vurmasalar.
Ve İzmirli Ali Onbaşı biliyordu ki :
tavşan korktuğu için kaçmaz
kaçtığı için korkar.
Saat 4.
Ağzıkara - Söğütlüdere mıntıkası.
On ikinci Piyade Fırkası.
Gözler karanlıkta, uzakta.
Eller yakında, makanizmalar üzerinde.
Herkes yerli yerinde.
Tabur imamı
mevzideki biricik silâhsız adam :
ölülerin adamı,
kırık bir söğüt dalı dikerek kıbleye doğru,
durdu boyun büküp
el kavuşturup
sabah namazına.
İçi rahattır.
Cennet, ebedî bir istirahattır.
Ve yenilseler de, yenseler de âdâyı,
meydânı gazadan o kendi elleriyle verecektir
Cenâbı rabbülâlemîne şühedâyı.
Saat 4.45.
Sandıklı civarı.
Köyler.
Sarkık, siyah bıyıklı süvari,
çınar dibinde, beygirinin yanında duruyordu.
Çukurova beygiri
kuyruğunu karanlığa vuruyordu :
dizkapaklarında kan,
kantarmasında köpük...
İkinci Süvari Fırkası'ndan Dördüncü Bölük,
atları, kılıçları ve insanlarıyla havayı kokluyor.
Geride, köylerde bir horoz öttü.
Ve sarkık, siyah bıyıklı süvari
ellerinin tersiyle yüzünü örttü.
Karşı dağlar ardında, düşman elinde kalan
bir başka horoz vardır :
baltaibik, sütbeyaz bir Denizli horozu.
Düşmanlar herhal onu çoktan kesip
çorbasını yapmışlardır...
Saat beşe on var.
Kırk dakka sonra şafak
sökecek.
«Korkma sönmez bu şafaklarda yüzen al sancak».
Tınaztepe'ye karşı Kömürtepe güneyinde,
On beşinci Piyade Fırkası'ndan iki ihtiyat zabiti
ve onların genci, uzunu,
Darülmuallimin mezunu
Nurettin Eşfak,
mavzer tabancasının emniyetiyle oynıyarak
konuşuyor :
-Bizim İstiklâl Marşı'nda aksıyan bir taraf var,
bilmem ki, nasıl anlatsam,
Âkif, inanmış adam,
fakat onun, ben,
inandıklarının hepsine inanmıyorum.
Meselâ, bakın :
«Gelecektir sana vaadettiği günler Hakkın.»
Hayır,
gelecek günler için
gökten âyet inmedi bize.
Onu biz, kendimiz
vaadettik kendimize.
Bir şarkı istiyorum
zaferden sonrasına dair.
«Kim bilir belki yarın...»
Saat beşe beş var.
Dağlar aydınlanıyor.
Bir yerlerde bir şeyler yanıyor.
Gün ağardı ağaracak.
Kokusu tütmeğe başladı :
Anadolu toprağı uyanıyor.
Ve bu anda, kalbi bir şahan gibi göklere salıp
ve pırıltılar görüp
ve çok uzak
çok uzak bir yerlere çağıran sesler duyarak
bir müthiş ve mukaddes mâcereda,
ön safta, en ön sırada,
şahlanıp ölesi geliyordu insanın.
Topçu evvel mülâzımı Hasan'ın
yaşı yirmi birdi.
Kumral başını gökyüzüne çevirdi,
kalktı ayağa.
Baktı, yıldızları ağaran muazzam karanlığa.
Şimdi bir hamlede o kadar büyük,
öyle şöhretli işler yapmak istiyordu ki
bütün ömrünü ve hâtırasını
ve yedi buçukluk bataryasını
ağlanacak kadar küçük buluyordu.
Yüzbaşı sordu :
- Saat kaç?
- Beş.
- Yarım saat sonra demek...
98956 tüfek
ve şoför Ahmet'in üç numrolu kamyonetinden
yedi buçukluk şnayderlere, on beşlik obüslere kadar,
bütün âletleriyle
ve vatan uğrunda,
yani, toprak ve hürriyet için ölebilmek kabiliyetleriyle
Birinci ve İkinci ordular
baskına hazırdılar.
Alaca karanlıkta, bir çınar dibinde,
beygirinin yanında duran
sarkık, siyah bıyıklı süvari
kısa çizmeleriyle atladı atına.
Nurettin Eşfak
baktı saatına :
- Beş otuz...
Ve başladı topçu ateşiyle
ve fecirle birlikte büyük taarruz...
Sonra.
Sonra, düşmanın müstahkem cepheleri düştü.
Bunlar :
Karahisar güneyinde 50
ve doğusunda 20-30 kilometredeydiler.
Sonra.
Sonra, düşman ordusu kuvâyi külliyesini ihâta ettik
Aslıhanlar civarında
30 Ağustosa kadar.
Sonra.
Sonra, 30 Ağustosta düşman kuvâyı külliyesi imha ve esir olundu.
Esirler arasında General Trikopis :
Alaturka sopa yemiş bir temiz
ve sırmaları kopuk frenk uşağı...
Yaralı bir düşman ölüsüne takıldı Nurettin Eşfak'ın ayağı.
Nurettin dedi ki : «Teselyalı Çoban Mihail,»
Nurettin dedi ki : «Seni biz değil,
buraya gönderenler öldürdü seni...»
Sonra.
Sonra, 31 Ağustos günü
ordularımız İzmir'e doğru yürürken
serseri bir kurşunla vurulan
Deli Erzurumluydu.
Devrildi.
Kürek kemikleri altında toprağı duydu.
Baktı yukarı,
baktı karşıya.
Gözler hayretle yandılar :
önünde, sırtüstü, yan yana yatan postalları
her seferkinden kocamandılar.
Ve bu postallar daha bir hayli zaman
üzerlerinden atlayıp geçen arkadaşların arkasından
seyredip güneşli gökyüzünü
ihtiyar bir muhacir karısını düşündüler.
Sonra...
Sonra, sarsılıp ayrıldılar birbirlerinden
ve Deli Erzurumlu ölürken kederinden
yüzlerini toprağa döndüler...
Solda, ilerdeydi Ali Onbaşı.
Kan içindeydi yüzü gözü.
Bir süvari takımı geçti yanından dörtnala.
Kaçanı kovalamıyordu yalnız
ulaşmak da istiyordu bir yerlere
ve sadece kahretmiyor
yaratıyordu da.
Ve kılıçların,
nalların,
ellerin
ve gözlerin pırıltısı
ardarda çakan aydınlık bir bütündü.
Ali Onbaşı bir şimşek hızıyla düşündü
ve şu türküyü duydu :
«Dörtnala gelip Uzak Asya'dan
Akdeniz'e bir kısrak başı gibi uzanan
bu memleket bizim.
Bilekler kan içinde, dişler kenetli, ayaklar çıplak
ve ipek bir halıya benziyen toprak,
bu cehennem, bu cennet bizim.
Kapansın el kapıları, bir daha açılmasın,
yok edin insanın insana kulluğunu,
bu dâvet bizim...
Yaşamak bir ağaç gibi tek ve hür
ve bir orman gibi kardeşçesine,
bu hasret bizim...»>
Sonra.
Sonra, 9 Eylülde İzmir'e girdik
ve Kayserili bir nefer
yanan şehrin kızıltısı içinden gelip
öfkeden, sevinçten, ümitten ağlıya ağlıya,
Güneyden Kuzeye,
Doğudan Batıya,
Türk halkıyla beraber
seyretti İzmir rıhtımından Akdeniz'i.
Ve biz de burda bitirdik destanımızı.
Biliyoruz ki lâyığınca olmadı bu kitap,
Türk halkı bağışlasın bizi,
onlar ki toprakta karınca,
suda balık,
havada kuş kadar
çokturlar;
korkak,
cesur,
câhil,
hakîm
ve çocukturlar
ve kahreden
yaratan ki onlardır,
kitabımızda yalnız onların mâcereları vardır...

ÇADIRDAN GELEN IŞIK-CENAB OZANKAN Sayfanın Tepesine Git
Bir dere önüne kurulmuş
Başkumandan Paşa’mın çadırı
Büyük taarruzun arifesinde.
Gece perde çekmiş her yöne
Bırakmaz dağı, taşı görmeğe
Doyunca.
Paşam’ın çadırında bir ışık; hafifçe
Paşam’ın çadırında bir umut,
Paşamda bir kutsal düşünce...
Zafer yakın, şehadet bol,
Gazilik çok
İsteyince...
Bir gizli elden dökülür şehadet,
Paşam’ın adı dökülür
Besmelelerin ardı sıra
Sessiz türküler dolanır dillerde.
Asker hazır
Bir uzun yolculuğa
Gayri bir güzel düş, sıla...
Ne kıymeti var, hemşerim!
Cennet yolu açılacak
Şafakla...

KOCATEPE- CENAB OZANKANSayfanın Tepesine Git
“Yalnız yıldızlar biliyordu
Sırrımızı,
Gece katılmak istiyordu
Zaferimize,
Olanca karanlığiyle
Dolmuştu gözlerimize.
Bayıra tırmanıyorduk:
Önde neferler
Elinde fener,
Sonra bir büyük asker
Ve ardında bizler...
Taşlarda kayıyorduk,
Ayak ucumuzda
Kayboluyordu ışık.
Zaferin bir ucu seher,
Bir ucu gruptu,
Yükseliyordu Kocatepe’ye
“Mustafa Kemal” adlı ordu.

ORDULARA BEDEL- CENAB OZANKAN Sayfanın Tepesine Git
“26 Ağustos şafağı...
Başladı toplarımız
Ateş püskürmeğe erkekçe,
Kabus gibi düşmana çöktük
Altıyı çeyrek geçe...
Biz orada
Bir bölüktük ama
Çok vardı döşeğe yatarcasına
Toprağa uzanmamıza...
Yüzbaşı Agah
36 ncı Alayın 6 ncı Bölük kumandanı...
Babaydı, anaydı, herşeydi.
“Yılmayın evlatlar
Ardımızda taburlar
Fırka fırka kardeş var” dedi...
Üç takımla ilerledik
Doğrusunu sorarsan
Üç manga bile değildik...
Agah koptu yerinden
Ve yıkıldı birden
Yıldırım yemiş çınar gibi...
Kurşun yağıyordu
Rahmet misali...
Yüzbaşının kanlı eli
Birden açılıverdi,
“İntikam intikam!
Bölüğe selam,
Bakmayın dağa taşa
Başımızda ordulara bedel
Mustafa Kemal Paşa...”

YİĞİDİ BIRAKMAYAN HAYAL- CENAB OZANKANSayfanın Tepesine Git
Bir gruptu ki, kandan ateşten
26 Ağustos’un ardından gelen;
Bir kutsal düşüncenin ağırlığını yüklü
Gazi Başkumandan iniyordu
Kocatepe’den yavaş yavaş
Alnında şafak aydınlığıyla
Bir resim gibi doldu gözlerime
Ve büyüdü, büyüdü
Taştı gövdesinden bir yiğidin.
Kendinde değildi gayri,
Geçti içinden bir dilek
Yaşamak ne, bir hiçti ölmek...
Ertesi günün öğlesinde
Yaralı, sağlam
İlerliyorduk ölümün eşiğinde,
Mermi geliyordu karşıdan,
Bir o kadar da bizden.
Bayırlar sarsıldığı vakit
“Allah! Allah!”sesimizden
Yanımda belirdi o kahraman
Gördüm bir anda yıktığını üç kişiyi
Lakin düşünce bir obüs
Uçtu yanımdan ta öteye
Bir eli düşmanın boğazında
Öbürü süngü kabzasında...
Garip! Gözlerindeki manzara aynı:
Gazi Başkumandan tepeden indi,
Büyüdü büyüdü,
Adım adım
Ve taştı bedeninden yiğidin,
Söyledi künyesini
Yazık, iyice duyamadım...”

BELENTEPE ŞENLİKLERİ- CENAB OZANKANSayfanın Tepesine Git
“Öyle bir koşuştu ki; ölmezliğe
Kaynar havaydı göğüslere dolan
Alevlerdi; keskin acı ve bıçkın,
23 üncü Fırka hücumdaydı.
Zafer yeriydi
Bir nefeslik yakın...
Topçu ateşiyle dalların yandığı an,
Yükselen birşeydi büyük,
Göklere yükselen duman duman...
Kutsal duygularla
Doluydu benlikleri,
Cansız gövdelerin,
Yamaçlara bırakıldığı an
Belentepe’den genişliyordu,
Bayram şenlikleri...
Varan çoktu tepenin ardına
Toprakta kalanlar ise sıra sıra
Hasan, Ali, Ramazan’dı
Kömürden birer hatıra...”

TINAZTEPE’DE SOLUK- CENAB OZANKANSayfanın Tepesine Git
“26 Ağustos günü
Çığ gibiydi 57 nci Alay
Yayılıyordu ovalarca uğultu,
Parlıyordu çubuk çubuk alevler
Süngü uçlarında,
Cümbüşü sürüyordu ölümün,
Kabza eriyordu yiğit avuçlarında.
Yayılıyordu tekrar tekrar
Ovalar dolusu Allah adı,
Devşiriyrduk zaferin ilk meyvelerini.
Tınaztepe yaklaşıyordu bize;
Etekten doruga kadar kırmızı
Gördük kendimizi yamaçlarında canlı
Bir derin solukla saldırmak için
Kestik usulca hızımızı...”

ÇİĞİLTEPE- CENAB OZANKANSayfanın Tepesine Git
“İnatla dayandı düşman
Yerden bitercesine çoğala çoğala,
Mermiyle vur,
Dipçikle vur,
Tükenmez gavur oğlu gavur
N’edersin tez alamadık Çiğiltepe’yi,
Şehit verdik
Yiğit Reşat Beyi,
Tövbe ettik yaşamaya...
Daha gidecek can varmış helalinden,
Kader bu ya...
Gün ışığında karardı benzimiz
Vıcık vıcık gömleğimiz
Kan akar her damardan.
Sonunda
Söktük hepsini topraktan
Yalın ellerimizle,
Gözyaşımızda parladı Çiğiltepe,
Bir nur...
İnanmıştık, şehitler ile
Mustafa Kemal Paşa
Bizi korur...”

MEÇHUL ASKER- CENAB OZANKAN Sayfanın Tepesine Git
“Çakıl Tepe’ye
Bir “hey!”lik ötedeydik...
Mermiler geçiyordu
Burnumuzun dibinden vızır vızır.
Bir alaydık hücuma hazır...
Belaydı düşman topçuları başımıza bela.
Lakin bir de bizi sorsana:
Bir anda fışkırdık yerden,
Olanca hıncımızla.
Düştük ardlarına
Kanlı vücutlarımızla.
Yağıyorduk üzerlerine,
Her birimiz birer gülle,
Uçuyorduk düşmana kuş hafifliğiyle...
Tükendi mermilerimiz
Ölümü yanımızda bulduk
Dipçiklerle boğuştuk.
Helalleştik.
Öldük,
Karakayalar’da abideleştik...”

YENİ CİHANIN EŞİĞİNDE- CENAB OZANKAN Sayfanın Tepesine Git
“Cılız bir lamba ışığında doğar memleket,
Mustafa Kemal Paşa’mın şavkı gezer harita üzerinde.
Başkumandanlık savaşı ha başladı ha başlar,
Afyon ve Dumlupınar tepelerinde.
Yiğitler
Dağ dağ;
Zafer kolay candan vazgeçince.
Şehadet yaşamaktan büyük,
İnanç dolu gövdelerde,
Bir yeni cihan herkese kaderince...”

KADERDE ÖLÜMSÜZLÜK VARMIŞ- CENAB OZANKANSayfanın Tepesine Git “11 inci Fırka...
126 ncı Alayın
6 ncı Bölüğünden bir manga,
Nasıl da atılıyordu batıya
Havayı bir solukta tüketircesine...
Düşman makinelisi yağıyordu
Ölüm yakınmış, uzakmış,
Bakan yoktu incesine,
Toprak adım adım uzuyordu...
Bir hamle daha yapınca bizim manga,
Yağdı yeniden zehir sağanak
Yapıştı Mehmetçikler,
Zevkini yitirdi yaşamak.
Baktı Gazi Başkumandan;
Bir manga yatmış yere,
Avını bekler gibi pusuda...
Dedi: İlerlesin bu manga!”
Lakin bir el topraktan uzamış;
Koskoca,
Yapışmış mangaya sıkıca...
Yiğitler ki emelleri dağılmış,
Güzel uyanıklığın acı düşlerinden
Dirildiler Gazinin gözlerinde yeniden,
Deyince “Meçhul asker yeri burası!”
Kımıldadı birşeyler taştan, ışıdı Adatepe-Çal arası,
Baaşladı manga yaşamaya
Canlı cansız bir katar
Aktı gitti batıya batıya...

ÖLÜM BEDENLERİNDE ERİDİ- CENAB OZANKANSayfanın Tepesine Git
“Düşman çember içindeydi,
Yolladı Fevzi Paşa’yı
11 nci Orduya
Gazi Başkumandan,
Ve birden belirdi,
Kemalettin Sami Paşa’nın yanında,
Girdi ateş hattına pervasızca
Gözleri çakmak çakmak
Alevler içinde Çal köyüne bakarak...
Dedi: “Zafer doğmalı, güneş batmadan.”
11 inci Fırka kahramanları saldırdı
Düşman yönüne,
Hem ıslak hem sıcak
Bir allıktı tenleri sıvayan
Ve ahretin eşiği uzadıkça uzadı
Canların göğüslerden koptuğu an.
Ardından erişti,
Gazi Paşa’nın bir emri daha
Göklerden iner gibi:
“Piyade ileri, topçular ileri!”
Kim bakarda mevziye, rütbeye gayri,
Sürdü atını
Avcı hattına Derviş Bey,
Tepeler yürüdü sanki hey.
Elsiz, ayaksız...
Mehmetler kurşundan külçe
Ölüm ne ki?
Bedenlerinde eridikçe...”

SON HÜCUM- CENAB OZANKANSayfanın Tepesine Git
“Bitişi geldiği vakit
İzmir’e çıkış macerasının,
Mustafa Kemal Paşa’m
Süzüldü ateş içine
Sanki gerçek değil efsane...
Toprak kaynıyordu için için
Yiğitler bir masal aleminde
Süngülüyor, dipçikliyordu
İçinde bir engin hıncın ve sevincin
Kimi tek atılışla
Aşıyordu tel örgüsünü,
Varıyordu kafir siperlerine
Kaya gibi çökercesine,
Berikinin kaplıyordu kan göğsünü,
Benzi sarı, kara, mor
Yaşamak kolay,
Ölmek zor,
Şehadet nazlıydı bazı kere
Ve hepsi atılıyordu zafere,
Barut burunlarında
Burcu burcu
Evvel Allah Ada Tepe’de
Bu hücum sonuncu...”

CANIMIZ UCUZ DEĞİLDİ- CENAB OZANKANSayfanın Tepesine Git
“Şafak şafak yandı gök
Bir kızılca kıyamet bitti
Kızıltaş yamaçlarıda,
Şehadetin sevinci eridi
Yaşamanın tadında...
Yeryüzü görmedi böyle bir savaşı
Makineliye karşı et
Topa karşı kemik saldırışı...
“Şahitti Belen Tepe, Tınaz Tepe,
Hele Zafer Tepe
Harman gibi savruluşumuza.
Ovalar can pazarına döndü
Düzlükte yitirdik kendimizi
Alın terimiz aktı kanımıza,
Düşman bedeninde bıraktık
Kırık süngülerimizi
Unuttuk gitti künyemizi...
Bir işti ki;
Büyük, kutsal,
Vurmuş başımıza
Doruklardan bir sarı ışık,
Mustafa Kemal Paşa yürüyordu;
Şehid, gazi karışık...”

MİLLİ MÜCADELE DESTANI- BEKİR TÜNAYSayfanın Tepesine Git
“26 Ağustos 1922
Gün ışıkları alınlara değmedi...Şafak alabildiğine al... KOCATEPE’de MUSTAFA KEMAL...
Başladı zorlu savaş...Çatladı gök...Çöktü dağ... Koptu kızılca kıyamet... Vatan
yolunda bir döğüş bu...Ölen, sağ.....”
26/27 Ağustos 1922
Savaş bitmedi ki... Olanca hızıyla yürüyor... Zafer Mustafa Kemal’e yürüyor...Zafer Mustafa Kemal’e gülüyor...
Mustafa Kemal ateş... Mustafa Kemal kor...Mustafa Kemal vatanlaşıyor!...
Tepeler: yiğit yiğit...Tepeler; kilit kilit...Anahtar Mustafa Kemal’in...Mustafa Kemal geliyor; çekilin...
Bir ordu şahlanmış...Bir millet; vatan aşkıyla yanmış...Mustafa Kemal bir imanmış...”

27 Ağustos 1922
Taarruzda Mustafa Kemal’in askeri... Kurt Kaya; bizim...Erkmen Tepe elimizde...
Afyon yaslı...Ama; umut umut...Kayalıklarınca yüce...Bizim olacak alaca karanlık çökünce...

28 Ağustos 1922
Düşmanı kuşatıyoruz.
Yürüyor Kocatepe...Yürüyor; denizlere...Yürüyor; yerden göke...Gökte yıldızlar iri...Kocatepe de özlemiş denizleri...Yürüyor denizlere doğru, ağaç, su...Mustafa Kemal’in askeri bu...”

29 Ağustos 1922
Yollar; İzmir’e doğru...Düşman; kurtulma çabasında...Bakmıyor arkasına...Kaçıyor... Kaçanlar; az...Yollar kapalı Yunan’a...Kaçamaz...
Amansız bir izleme...Durma, duraklama yok...Sürecek gündüz, gece...Her zaman, Her yerde taarruz” Artık, gediksiz kuşatıyoruz...”

30 Ağustos 1922
Başkumandanlık savaşı...
En küçük birliklere dek, Mustafa Kemal emredecek... Son koz... Düşman sıkıca çemberlenecek...Yorgunluk ötelere...Çemberden kurtulana, arasız izleme...
Amaç; açık... Emir; kesin... Suları MUSTAFA KEMAL’i bekliyor Akdeniz’in...
“ORDULAR! HEDEFİNİZ AKDENİZ’DİR İLERİ!”
Duyuldu dört yönde bu sesin akisleri...”

İSTİKLAL DESTANINDAN: BÜYÜK ARZU- ARİF HİKMET PARSayfanın Tepesine Git
“Ağustos gecesinde mavi ışıklar iniyor tepelerden,
Lacivert bir yelpaze gibi açılmış gökyüzü.
Gazi, çadırdan çıktı, arkasında paşalar,
Meşin kırbacı dizlerine vuruyor.
Şöyle bir yukarı kaldırdı başını:
Bayrağa gönül vermiş gibi yıldızlar...
Sonra heyecanla İsmet Paşa’ya soruyor:
-Erat hazır mı İsmet?
-Herşey tekmil, Paşam!

O bir ayna gibi bilirdi içimizi
Gözlerinde yarın ki şafklardan izler
Karanlıkta baktı, parıldıyor süngüler...
-Merhaba asker! dedi,
Saflar önünden geçti;
Mehmetler “Yaşa, yaşa!” diyordu.
O altın saçlarını vermiş geceye
Şimdi herşeyi unutmuş.

Yalnız büyük bir aşkla
Afyon sırtlarına doğru
Haşmetle kartallar gibi süzülmek istiyordu.
Bir alev çağlayanı halinde
Akdeniz’e dökülmek istiyordu.”

VATAN MACERASI- ARİF HİKMET PARSayfanın Tepesine Git
... Kocatepe’de erat intizardadır,
Bir çadır içinde paşalar,
Son taarruz planlarını hazırladılar.
Mustafa Kemal gökler gibi susuyor düşüncden
Atın bir meyva gibi zafer yoldadır.
İsmet Paşa iyilik ve zekadır, doğuyor cepheden,
Kalpağında ayyıldızı parlayan Fevzi Paşadır.

Akşamdır, gün kavuşmak üzeredir,
Paşaların Afyon ovasında gözeri.
Toplar şafakla birlikte patlayacak,
“Ordular ilk hedefiniz Akdeniz’dir, ileri!”
Kayalar bir sallanışın peşinden inledi.
Toplar bir ağızdan gürlediler mertçe
Bir mucize belirdi Kocatepe’den,
Zafer ilk defa kendini verdi cömertçe

Süvariler dört nala düşman peşinde,
İzmir’e doğru yolculuk başladı
Dokuz Eylül, Ege denizinde bir akis,
Mehmetçiğin rüyası...

ATATÜRK- ARİF HİKMET PARSayfanın Tepesine Git
Gülhane’de düşünür gözlerim, ağlarsın
Kasım rüzgarları alev alev saçlarını dağıtır
İzmir’de mübarek ellerin uzanmış ordulara,
Ordular sana Dumlupınar’ı hatırlatır.

Şimdi seni Kocatepe’ye çıkarken görüyorum:
Ağustos şafağında bayrağımın alı vurmuş içine
Vatandır geniş omuzlarında yükselen
Eminim kalpağından topuğuna kadar bizi düşündüğüne

Şimdi pırıl pırıl süngülerle İzmir yolundasın,
Mavi şimşekli bakışların “İleri!” diyor.
Yedi cihan dize gelmiş önünde
Sen Mehmetcik’in alnından öptüğü insansın

KARTAL BAKIŞLI DEHADAN MUSTAFA KEMAL’İN MANGASI- ARİF HİKMET PARSayfanın Tepesine Git
Askerler geceyi beklediler,
Bozkır gecesini.
Sıcak toprak üstünden
Bir buğu yükseliyordu
Yıldızlara baktı Hasan Çavuş
Dedi: “emme de parlak bu gece”
Bir sigara yaktı
Mangasından tekmil getirdi Memiş Onbaşı:
Aydınlı İsmail’in bacağında sızı varmış,
Tireli Hüseyin sabaha kadar uykusuz kalmış.
Bodur Ali ah diyor bir memlekete gitsem,
Yine hafiften bir türkü tutturmuş,
Giresunlu Rüstem.
Tüfeği elinden düşmez Bergamalı Ahmed’in,
Avrat, tüfek, at,
Namus sözüdür, diyor
Büyük taarruz bir an önce başlasın istiyor.
Az ötede Mustafa Kemal’in çadırı,
ecede bir gümüş ehram gibi parıldar.
Kapısında bir nöbetçi
Kulak vermiş içerdekileri dinliyor.
Silah sesleri duyar gibi
Ürperiyo yağız teni.
Kulakları pusuda bir kaplan gibi dikilmiş,
Düşünüyor Büyük Taarruzun neticesini...

“Mustafa Kemal’i gördüm, Birşeyler süzüldü ışık ışık içime.
Daha dağ, daha kaleyim
Bir başlasın top sesleri hele,
Afyon’a girmezsek iki saatte
“Öleyim” diyor.
Mustafa Kemal’in mangasında,
Korkudan eser yok
Günlerdir yarı aç, yarı tok,
Bir kaşık tuzu bulunsun diye vatan macerasında,
Paşalar Paşasının kumandasında
Zaferder zafere koşuyor.

İSTİKLAL SAVAŞINDA ATATÜRK- MESUT TARCANSayfanın Tepesine Git
Sakarya kan akıyor boydan boya!
Mehmetçik artık ayağa kalktı.
Mavi bir alev geçti gözlerinden,
Savaşan kuvvet değil haktı.

Yirmi altı Ağustosta,
Karanlıkta düşman tel örgüleri...

Birşeyler ağarıyor etrafta,
Mehmetçiğin tetikte eli.
Saflar hücuma hazırdılar
“Ordular, ilk hedefiniz Akdeniz! İleri!...

30 AĞUSTOS ZAFER ARSLANLARI- MEHMET FARUK GÜRTUNCASayfanın Tepesine Git
Bu zafer, bir daha dünyalara anlattı ki türk,
Sinesinden yaratır koskocaman bir Atatürk!
...
Öpüyorken sarı yıldızları Porsuk suları,
Kaç zamandır heyecandaydı o Türk orduları...
Durmadan coşkun alaylar geliyor Ankara’dan,
Ne de arslan gibi kuvvetli yaratmış yaradan!...
Ordular sel gibi taşkın akıyor cephemize:
Hepsinin hasreti: yalnız o güzel Akdeniz’e!...
...
Koca Gazi, ne büyük örneği olmuş her erin,
Kudretinden, gücü artmakta her arslan neferin!
Başlıyorken daha hür bir savaşın ilk gününe
Nice dillerde sualler: “-Paşanın yaptığı ne?
Paramız var mı, silah var mı, tüfek, top var mı?
Koca bir orduyu tek söz yeniden toplar mı?
“-Yok, demiş başkomutan , yok biri...lakin olacak,
Bu vatan ölmeyecek hiç... Bu vatan kurtulacak!
Paramız yok, topumuz yoksa da bundan ne çıkar?
Türkün imanı, çelik azmi, çelik kolları var...
Şanlı bir orduya bin taç örecek istikbal,
Yeniden yükselecek Türk’ün olan istiklal...
...
Üç kahramanın verdiği tarihi karar bu:
Saldırmalı Afyonlara bir cephe grubu!
Toplar döğüyorken uzayan sırtları yer yer,
Yüzbin kişilik ordu, şafaklarla beraber!
-Düşman, hazır ol harbe!... diyip süngüyle kalksın,
Yaksın yedi kat gökleri, toprakları yaksın!
Bitsin de hazırlıklar ayın yirmi beşinde:
Lavlar gibi yansın hasım imha ateşinde!
Şimşek gibi birden bu haber orduya gitti...
...
Kalpler heyecandan vuruyor...hiç uyuyan yok,
Yorgun düşerek toprağa bir baş da koyan yok!
Her saniye bir asra yakın...öyle uzun pek,
Herkeste merak bir: gecenin fecrini görmek!
Her ruh, anıyor sevgili bir çehreyi şimdi,
Mehmet düşünür köydeki gül Emne’yi şimdi.
Zabit: “girebilsek o güzel İzmir’e” derken.
Bir ince yüzün hattı geçer belki içinden?
Tam işte saat üç...uyanık ordu...bölükler...
Neredeyse verir emri, karargahta, büyükler!...
Her saniye yıl...işte saat; üç buçuk oldu,
Tam şimdi saat dört...geliyor: ilk ateş emri,
Yurdun doğuyor şimdi ufuktan iki fecri!
...
Karşı dağdan fecir artık açıyorken gözünü,
Topçular söyledi mermiyle ateşten sözünü:
Kara boşlukları tarrakalı sesler yardı,
Dağların üstünü sislerle dumanlar sardı!
Kalecik sivrisinin üstünü toplar yıkıyor,
İkiyüz toptan alev gözlü ateşler çıkıyor!
Fırlıyor karşı dağın toprağı birden havaya,
Bir kıyamet gününün haşmeti çökmüş ovaya.
Göklerin kan saçıyor aldığı mermi yarası,
Başka bir hal alıyor şimdi savaş manzarası:
Yayalardan koşuyor avcı hücum dalgaları,
Bir hücum dalgası birden aşıyor karşı yarı!
Bir hücum dalgası, akmış Tınaz’ın tellerine,
Bakmıyor kimse gökün kanlı şarapnellerine!...
Patlıyor bomba, çıkıyor süngü, bıçak...
Mangalar telde gedikler açarak atlayacak!
Durarak, süngüsünün silmede Mehmet pasını.
Kahraman onbaşı Ahmet atıyor bombasını...
Örgünün orta yerinden açık artık bir yol,
Geçiyor atlayarak telleri asker kol kol!...
Bombalar patlayan Afyon yolu sırtında o ne?
Mehmet, al bayrağı dikmiş Kaleciksivrisi’ne!
Kahraman mangalar artık yere yat...kalk...ileri...
Karşı hatlarda parıldat o güneş süngüleri!...

Bu Ağustos günü tarihte hayat, şan günüdür,
Bu ağustos günü hürlük günüdür, tan günüdür!...

Bu Ağustos günü bir kurtuluşun ilk güneşi, Bu Ağustos günü bir hürriyetin ilk ateşi!
Bu Ağustos günü dünyalara bildirdi ki yurt,
Sokmaz arslan doğuran toprağa bir yırtıcı kurt!...
Bu Ağustos günü, Türkün yeni bir ufku doğup
O felaket, o esaret günü etmişti gurup...
Bu Ağustos günü tarihe ışıklar saçtı,
Şanlı bir Dumlupınar harbine yollar açtı!

27 Ağustos
Yeniden fırladı yüzlerce bölük ertesi gün,
Yeniden boşluğu dolmuştu şarapnelle, göğün...
Yeniden aktı ufuktan o barut, kan kokusu,
Dereler kan... tepeler kan... akıyor kan gibi su!...
Yarıyor ordu, bütün cephe derinliklerini...
Topla, bayram yaparak, Fatma gelinliklerini.
Çırpınıp bekleme artık savaşın sen sonunu,
Ordumuz bağrına bak... bastı güzel Afyon’unu.
Başkumandan giriyor şehre muzaffer, mes’ut...
Kokuyor, her yeri Afyon dağının kanla barut!...
Bir gün evvel balo vermiş o kumandan nerde?
Bir fedakarlığı görsün şu fedailerde!...

Gece halk şenliği var... Şanlı davullar vuruyor...
Atlılar, garba akıp düşmana ağlar kuruyor!...
Sallıyor manga, bölük her kola şimşek palalar,
İşte Türk böyle ezer, böyle kırar, böyle yakar!...

29 Ağustos
Her taraftan geliyor şanlı zafer müjdeleri,
Bekliyor yalnız o aslan, gelecek son haberi...
Yarın artık duyulur son zaferin şanlı sesi,
Geçiyor artık durmadan Afyon’dan esir kafilesi!
Geçiyor fırka, bölük, ordu...perişan kollar,
Kaçamaz Dumlu firarileri: Türk atlısı var.
Gece bir uykuya dalmak, Ata yorgun uyuyor,
Kimbilir galibiyetten ne kadar haz duyuyor!
Tam şafaklar söküyorken alıyor son haberi,
Parlıyor mavi deniz gözlerinin şu’leleri!
İşte düşman Çal’ın üstünde sıkışmış kapana,
Ne kadar mutlu bu arslanca savaşlar yapana!
Ata! İsmet! koca Çakmak! gülüyor şan da size,
Dumlu’dan orduyu artık akıtın Akdeniz’e.
...
Ata’nın harikadır Dumlu’da meydan savaşı,
Dumlu’dur Afyon’a son harikalar arkadaşı...
Bir yaratsın iye Gazi, bu büyük şahikayı,
Aşıyor kırları, ormanları, binbir kayayı!...
Geçiyor bir koca mermiyle yaratılmış yardan,
Geçiyor kanla dolan bir dereden, yollardan!
Geçiyor, koskoca mermi taşıyan kağnıları,
Geçiyor sırtları kambur, dönemeç sağrıları!
Uçarak, ordu karargahına artık geliyor...

Çal köyünden de ateş, lav ve duman yükseliyor...
Ordu artık yürüyor garba bir oktan hızlı,
Kaçıyor düşman uzak dağlara erkek-kızlı
Koca dahi, görüyor cepheyi artık tepeden,
Ordumuz burda çelik bir kale, yekpare beden!
İstiyor başkomutan şimdi alınsın şu tepe,
Sonra kıskaç gibi çevrilsin uzaktan bu tepe!...
Bombalar girmeli, fırlatmalı harp mevziini,
Bir mezar yapmalı düşmanlara artık bu ini...
Başkumandanları hasmın ne kadar çırpınıyor,
Generaller kaçıyor, fırka, alaylar sınıyor!
Sanki toplarla tüfeklerle o mitralyözler,
Öldüren hassayı kaybetmede artık yer yer!
Avcumuz şimdi şimalden ve cenuptan akıyor!
Topların fasılasız yangını dağlar yakıyor!
Bir cehennem oluyor karşıki düşman siperi,
Son güneş şulesi al al boyuyor süngüleri !
Akıyor fırkamızın selleri her lahze öte,
Sokuyor düşmanı baştan başa mağlubiyete!
Gürlüyor toplar uzaktan daha coşkun, sıkça...
Ufkun üstünde güneş mağlubiyete yaklaştıkça
Bir kıyamet kopacak, belli, ölümlerle dolu!
İnhidam var... doğuyor Türke halas, müjde yolu!
İnhidam olmalı zulmette, bu lazım olacak!...
Bir güneş parlayacak, başka güneşler solacak!
Gecenin gölgesi kaplarken uzaktan yakını,
Ordular sırtlara yapıyor son akını!
Şimdi yok karşıki vadide o düşman kuvvet,
Onu mahvetti o Mehmet’teki eşsiz kudret:
Hiç unutmaz koca tarih yapılan kahpeliği:
Son kalanlar arıyor kaçmak için son deliği!
Zaferin haşmeti zulmette görülmez ki bugün,
Anlatır herşeyi ilk fecri, yarın gökyüzünün!
Atamız ertesi gün gezdi savaş meydanını,
Gördü sonsuz zaferin son azamet, son şanını!
O coşan kalbini herşey mütehassis etti,
Görülenler ne de korkunç, ne kadar dehşetti:
Sırtların üstü, o vadi, dere: kan manzaralı,
Ölü dolmuş ova, baştan başa... her yer yaralı...
Dereler namütenahi dolu teçhizatla,
Ya esirler: geçiyorlar ovadan süratle!...
Sağ kalanlar çekiyorken o beyaz bayrağını,
Kuruyor ordu o gün (Dumlupınar-Çal) ağını,
Ata artık veriyor Mehmed’e en son emri:
-Akdeniz’dir hedefin ey koca ordum ileri!...
Başkumandan, general, fırka, tabur hepsi esir:
Duramaz hiç o günün haşmeti üstünde şiir!...
Ordu ondört gün uzun yolları coşkun aşıyor,
Bir deniz dalgası halinde ufuktan taşıyor!
Köylüler karşılıyor sancağı her gün saf saf;
Adalardan bile artık kaçıyor karşı taraf!...
Giriyor atlıların başları masmavi suda,
Dokuz Eylül’de güzel İzmir’e Türk ordusu da!...
...
Bu zafer, tarihin altınla yazılmış zaferi,
Bu zafer, Türkün asil ordusunun şaheseri!
Ne yiğitlikle alınmış, kazanılmış bu zafer,
Ne çetinlikle, ne kudretle kurulmuş bu eser!...
Bu eser, miletimin ölmeyecek abidesi,
Bu eser, Türkeli’nin, hürriyetin şanlı sesi!
Bu eserdir, Türk erinin, zabitinin timsali!
Bu eserdir, milletimin ülküsü, istikbali!
Vatan uğrunda ölen erlerin, ancak, bu eser
Bir avuç toprak olan kalbini güllerle bezer!
Bu zafer, bir daha dünyalara anlattı ki türk,
Sinesinde yaratır koskocaman bir Atatürk
Bu eser bir daha öğretti ki altın tarih,
Yeniden yurda verir bir Atatürk, bir Fatih!
Yeniden yurda verir kahraman evlat: İnönü,
Durmaz aydınlanır artık yeni tarihin önü!
Seni söyler, o Tınazlar, o Belenler, o Uşak...
Sana bir taç öremez gökteki bin renkli kuşak!
...
Ey zafer arslanı! Ey kahraman asker! ey Ata,
Aktı destanlarının aksi Meriç’ten Fırat’a...
Taştı coşkun zaferin namesi ta Akdeniz’e...
Sen zafer neş’esi verdin bu coşan kalbimize!...
Sen bugün ülkede şan rüzgarı estirmedesin!
Yeni kuvvet veriyor kalbe ateşten nefesin!
Hatıran Türkeli’nin her tarafından taşıyor!
Görmeyenler seni erkek ve kadın ağlaşıyor!
...
Ey zafer arslanı! Ey kahraman asker! Ey Atam...
Duyduğum hisleri mısra’la yazıp anlatamam!
Ne zaman gözlerimiz Dumlupınar’dan kalksa,
İzmir’in ufkuna bir lahza derinden baksa:
Görürüz, gösteriyorken seni parlak denizi;
-Ordular... İlk hedefimdir, dediğin Akdeniz’i”...

AĞUSTOS ŞAFAĞI- ŞAHİNKAYA DİLSayfanın Tepesine Git
Bir Ağustos şafağı
Ölüm-dirim savaşıyla uyandı evren
Gürül gürül ırmaklar gibiydik
Yedisinden yetmişine dek.

Şimşek şimşek çaktı bir ulu ses Kocatepe’den
Aydınlandı bütün Ağustos sabahları
Kan gövdeyi götürüyordu
Bütün gücüyle yüklendi düşman
Mustafa Kemal’in ordusu
Deniz deniz-dalga dalga

Nasıl da kaçıyordu düşman sürüleri
Öyle sefil, öyle perişan
Koca Türk’tü şahlanan
Kükreyen arslanlar gibiydik
Ellerimizde bayrak- yüreklerimizde vatan!

Ölüm-kalım savaşıydı bu
Ya egemenlik ya ölüm!
Yaman vuruşuyorduk yaman
Özgürlük adına, Türklük adına

Aydınlandı 26 Ağustos şafağında memleketim, Türkiye’m
Son sözünü söylüyordu Mustafa Kemal:
“Ordular; ilk hedefiniz Akdeniz’dir, ileri

ATATÜRK KOCATEPE’DE- KEMALETTİN KOÇSayfanın Tepesine Git
Gecenin sonunda Kocatepe’de Gazi dimdik
Ağarmayabaşladı doğu
Gün vuruyor kayalara, dağlara
Bu koca gün
Çevresinden büyüdü Atatürk’ün

Kocatepe’de Gazi düşünceli ama kavi
Taşlar, otlar, insanlar
Burda ve ötelerde;
O’ndan büyük kahraman görmedi

Şimdi deniz kıpır kıpır
Vatan gecelerinde
Şehirler aydınlık
Okullarda çocuklar
Gazinin ismini yazıyor
Büyük harflerle

KOCATEPE’DEN- DR. MUSTAFA ŞERİF ONARANSayfanın Tepesine Git
Bakıyordum resme;
Bir bakır çerçevede
Bozkır akşamlarının manzarası...
Sonra Gaz Paşa giymişti siyah bir kalpak,
Karşı dağlarda uzak bir yere bakmaktaydı.
Ne vakitten beridir düşmez elinden cigara,
Resme baktıkça silah sesleri, cümbüşlü gece,
Bırakır kendini hülyama bakır çerçeveden.

Kavgamız her yiğidin harcı değil!
Vakit erişmiş,
Uyuyan hıncı uyarmak vakti,
Yürüyüp düşmana deryalara varmak vakti...
Bu yürek harcayacak kendini bundan böyle;
Kahraman sabrı perişan geceden kurtulmuş,
Memeden Mehmet olup yollara düşmüş gayri
Vakt erişmiş,
Yaşamak kavgada destanlarca,
“Bir hilal uğruna” can vermek için...

Karşı dağlarda uzak bir yere dalmış Gazi...
Bu Ağustos gecesi
Ne kadar canlı böcekler böyle!
Ne sabırsız bu ağır başlı, karanlık toprak!
Büyük insan dalgın;
Büyük insan ne muazzam duruyor!
O ne heybetli duruş ey Tanrım!
Ürperen manzara hasretle bakar heybetine.
Sıra dağlar gerinip yaslanıyor gurbetine,
Korkuyor, gölgesi vurdukça uzaktan, dağlar...

ATATÜRK KOCATEPE’YE TIRMANIYORDU-MUZAFFER UYGUNERSayfanın Tepesine Git
Göklerden başlamıştı sabah
Mavi mavi aydınlanıyordu dağlar,
Mavi bir ışık yayılıyordu ağustos sabahına
Mustafa Kemal’in gözlerinden...
Kocatepe’ye tırmanıyordu düşünceler içinde,
Düşünceler içinde emin ve kararlı.
İnatçı bir sessizlik çökmüştü dağlara,
Askerleri siperlere gizlenmişti,
Duyuyordu onların ve milletinin duyduğunu,
Görüyordu dağların kalkınıp birer birer
Peşine takıldığını...
Gözleri saatteydi,
Bütün askerlerin gözleri saatlerinde
Dünya gene dönüyor,
Sular gene akıyor,
Mavi denizlerin kıyıları köpükler içinde gene;
Dalgalar gibi savaşır bir ordu
Mustafa Kemal’in içinde...
Kocatepe’ye tırmanıyordu Mustafa Kemal,
Emin ve kararlı.
Acı bir sessizlik çökmüştü dağlara...

ATATÜRK HEP KOCATEPE’DE- OSMAN ATTİLASayfanın Tepesine Git
Bilelim Atatürk Kocatepe’de
Gün doğacak her günkünden iri
Kanatları altında Afyon şehri
Bilelim Atatürk Kocatepe’de

Gazi tepelere dirsek dayamış
Kestirir Dumlupınar ovasını
Kuşlar, dağlar, taşlar uyuyamamış
Almak için komutasını

Siperler boyunca tetikte ordu
Toprak çekiniyor nefes almaktan
Bütün yıldızlar tir tir titriyordu
Yeni gün başlama üzere bayraktan

Şuhut’tan esen yel yamaçta serin
Doruklar kızıla boyanmak üzere
Gazası yakın gazi tepelerin
Sincanlı ovası uyanmak üzere

Yekindi o sabah Kadifekale
Çiğiltepe, Belentepe... yol alır
Millet düşmüş yayan yapıldak yola
Paşalarım Atatürk’ten kol alır

Düşman gelecekken gafil, habersiz
Sular gür gür akar, deniz el çırpar
Sen olmasan atam gözümüz fersiz
Atam bu yürekler seninçin çarpar

Seni Kocatepe’de bulduk Atam,
Kocatepelere çıkardın bizi
Gösterdiğin yolda kurtulduk Atam
Yolundan ırak etme cümlemizi

YAY BEDENLİ ADAM KOCATEPE ÜSTÜNDE- ABDULLAH RIZA ERGÜVENSayfanın Tepesine Git
Çıkıyordu bir dağ yamacına
O gök gözlü o kalpaklı adam
O kara çizmeler ayağında
O pırıl-pırıl mahmuzlu

Esip çiğniyordu şimdi
Toprağı usanmadan
O gök gözlü o kalpaklı adam

O ne düşünüştü o Tanrım
Vatanca
O ne dağ bedendi öyle
Yaylar gibi

Kaçsaydı artık düşman
Kaçsaydı iyi ya
Kurtulamazdı pençesinden ölümün
Öyle kolay-kolay
Durulur muydu karşı
Hiç o yay bedenli adama
Kocatepe’de
Bir defa kestirmiş gözüne
“-Ordular ilk hedefiniz Akdeniz...”
Akdeniz

BİR SİTE: EDEBİYATTÜRK'TE ATATÜRK ŞİİRLERİ

28/8/2006 · Kategori: Secki

  • AĞLAYALIM ATATÜRK’E - Aşık Veysel
  • ONUNDUR - Oğuz Kazım Atok
  • 10 KASIM TÜRKÜSÜ - Fazıl Hüsnü Dağlarca
  • MUSTAFA KEMAL’İN KAĞNISI - Fazıl Hüsnü Dağlarca
  • MUSTAFA KEMAL’İN KARTALI - Fazıl Hüsnü Dağlarca
  • ON KASIM’LARDA YÜRÜMEK - Fazıl Hüsnü Dağlarca
  • MUSTAFA KEMALLER TÜKENMEZ - Halim Yağcıoğlu
  • ATATÜRK’TEN SON MEKTUP - Halim Yağcıoğlu
  • ATATÜRK’LE - Sabutay Hikmet
  • ATATÜRK’Ü DE ÖYLE - Sabutay Hikmet
  • ATATÜRK - Cahit Sıtkı Tarancı
  • SÖYLEVLERİ OKURKEN - Behçet Kemal Çağlar
  • NÖBETÇİ MİLLET - Behçet Kemal Çağlar
  • ONSUZ - Ziya Osman Saba
  • HAVZA YOLLARINDA MUSTAFA KEMAL - C. Atuf Kansu
  • ATA’MA AĞIT - Kemalettin Kamu
  • KURTULUŞ ÖNCÜLERİ İÇİN - Mehmet Kıyat
  • NEDİR SEVİ - Mahmut Turgut
  • ATATÜRK’ÜN SESİ - Bilgay Esemenli
  • ATATÜRK’E AĞIT - Cahit Külebi
  • SANA BORÇLUYUZ TA DERİNDEN - Cahit Külebi
  • MUSTAFA KEMAL’CE - Abdulkadir Bulut
  • ATATÜRK ACISI - Şahinkaya Dil
  • ATATÜRK’ÜN DAĞI - İsmet Zeki Eyüboğlu
  • GAZİ’YE TARİH - Yusuf Ziya Ortaç
  • BÜYÜK GAZİ’YE - Abdülhak Hamit Tarhan
  • GİDİYOR - Orhan Seyfi Orhon
  • ANITTEPE’DE TOPLANMIŞ TÜRKİYE’MİN TEPELERİ - Mahmut Alptekin
  • RESİM - Behçet Necatigil
  • MUSTAFA KEMAL’İ DÜŞÜNÜYORUM - Ü. Yaşar Oğuzcan
  • MAVİ AYDINLIK - İlhan Geçer
  • MUSTAFA KEMAL - Attila İlhan
  • ATATÜRK’ÜN BİR SAATİ VARDI - Melih Cevdet Anday
  • ATATÜRK - Rasim Köroğlu
  • BİR SİTE: EDEBİYATTÜRK'TE ATATÜRK ŞİİRLERİ

    28/8/2006 · Kategori: Secki



  • AĞLAYALIM ATATÜRK’E - Aşık Veysel
  • ONUNDUR - Oğuz Kazım Atok
  • 10 KASIM TÜRKÜSÜ - Fazıl Hüsnü Dağlarca
  • MUSTAFA KEMAL’İN KAĞNISI - Fazıl Hüsnü Dağlarca
  • MUSTAFA KEMAL’İN KARTALI - Fazıl Hüsnü Dağlarca
  • ON KASIM’LARDA YÜRÜMEK - Fazıl Hüsnü Dağlarca
  • MUSTAFA KEMALLER TÜKENMEZ - Halim Yağcıoğlu
  • ATATÜRK’TEN SON MEKTUP - Halim Yağcıoğlu
  • ATATÜRK’LE - Sabutay Hikmet
  • ATATÜRK’Ü DE ÖYLE - Sabutay Hikmet
  • ATATÜRK - Cahit Sıtkı Tarancı
  • SÖYLEVLERİ OKURKEN - Behçet Kemal Çağlar
  • NÖBETÇİ MİLLET - Behçet Kemal Çağlar
  • ONSUZ - Ziya Osman Saba
  • HAVZA YOLLARINDA MUSTAFA KEMAL - C. Atuf Kansu
  • ATA’MA AĞIT - Kemalettin Kamu
  • KURTULUŞ ÖNCÜLERİ İÇİN - Mehmet Kıyat
  • NEDİR SEVİ - Mahmut Turgut
  • ATATÜRK’ÜN SESİ - Bilgay Esemenli
  • ATATÜRK’E AĞIT - Cahit Külebi
  • SANA BORÇLUYUZ TA DERİNDEN - Cahit Külebi
  • MUSTAFA KEMAL’CE - Abdulkadir Bulut
  • ATATÜRK ACISI - Şahinkaya Dil
  • ATATÜRK’ÜN DAĞI - İsmet Zeki Eyüboğlu
  • GAZİ’YE TARİH - Yusuf Ziya Ortaç
  • BÜYÜK GAZİ’YE - Abdülhak Hamit Tarhan
  • GİDİYOR - Orhan Seyfi Orhon
  • ANITTEPE’DE TOPLANMIŞ TÜRKİYE’MİN TEPELERİ - Mahmut Alptekin
  • RESİM - Behçet Necatigil
  • MUSTAFA KEMAL’İ DÜŞÜNÜYORUM - Ü. Yaşar Oğuzcan
  • MAVİ AYDINLIK - İlhan Geçer
  • MUSTAFA KEMAL - Attila İlhan
  • ATATÜRK’ÜN BİR SAATİ VARDI - Melih Cevdet Anday
  • ATATÜRK - Rasim Köroğlu
  • Oyhan Hasan BILDIRKİ/ "Işık" (Şiir) ve "Atatürk Aramızda" (Seçki

    23/12/2005 · Kategori: Secki

    IŞIK

     

    Biraz ışık biraz daha

    Karanlık düşünceler kalksın ortadan

    Ve insan adına söylensin türküler

      Söylensin ha Mustafa Kemallerce

     

    O’ndan ilham alsın aşıklar söylesinler

    Işık ışık cümlemizin gözleri

    Köyde şehirde okunsun ilim

      Okunsun ha Mustafa Kemallerce

     

    Yürekler top top olsun yurt adına

    Hürriyet üstüne türküler söylensin

    Dünyanın dört bir yanında dört kardeş

      Dolansın ha Mustafa Kemallerce

     

    Biraz ışık biraz daha

    Çağda bizim tuzumuz da bulunsun

    Altın harflerle yazılsın adımız

      Yazılsın ha Mustafa Kemallerce

     

    Oyhan Hasan BILDIRKİ

     

     

    "YAZIEDEBİYAT"/ Kasım '05

    img_2.jpg

    Önsöz Gibi...

    Hani ne derler... Hacı hacıyı Mekke'de, hoca hocayı tekkede bulurmuş... 2004 Şubatı'nda emekli oldum, nette sörf yaparken o kadar ilgimi çeken şeylerle karşılaştım ki, bunları paylaşmak gereksinimi olmadık şeyler yaptırdı bana... Kimi dosyaları çeşitli yerlerden bulduğum e-maillere gönderdim sırf paylaşmak için: Kimileri güzel yaklaştı, arkadaşlıklar gelişti, kimileri nerdeyse sapık gözüyle baktı, ne bileyim belki de bana öyle geldi... Baktım olmayacak bir sitede karar kıldım, kılmaz olaydım bu bir hastalıkmış meğer, dur durabilirsen...

    Derken bir gün bir dost aradı: Oyhan Hasan BILDIRKİ... Benim sitelerden birini bulmuş sevgili abim -işte nolacak edebiyat öğretmeni de edebiyat öğretmenini sitede bulur ancak- bir sohbet, iki sohbet derken bir de hısım çıkmayalım mı sana: Kastamonu'da çalışmış, Kastamonu'nun eniştesiymiş o da... Sonra birbirimizin baş okuru olduk... Baktım o da durmak bilmez... Hastalığı sardırdı yakaya... Eh napayım - laf aramızda sakın abim duymasın baktım o benden daha "ihtiyar"- dedim: "hocam bir ucundan da ben tutayım... "

    İşte "YAZIEDEBİYAT" böyle doğdu... Bu güzel ürünleri zevkle paylaşırken çorbada benim de tuzum olduğunu bilesiniz diye yazdım bunları... Bencillik işte... Ama büyük bir zevkle sunuyorum bunları beğeninize... Bakalım sizler ne diyeceksiniz?...

    Sevgili hocama bayram armağanı olsun istedim beğenirseniz ne mutlu... Bu insanoğlu o kadar bencil oluyor ki, kendi sunum emeğimden söz ederken hocamın da sayfa düzenine katkı sağladığını ortaklaşa yaptığımızı söylemeyi bile unuttum... Hocam'a uzun bir yaşam, bol ürün diliyorum. Saygılarımla nice sitelere hocam...

    Ali ŞAHİN

     

    alisahin-esenyel.jpgİLK SÖZ

    "Yazıedebiyat"tan önce TURAEDEBİYAT'ı gezginlerimle buluşturmayı düşünüyordum. Olmadı.
    Bu site, ötekinin önüne geçti. Bunun da önemli bir öyküsü var. Uzun yıllar önce Kastamonu-Şenpazar'da öğretmen olarak çalıştım. Emeklilikten sonra memleketim Söke'ye yerleştim. Yazmaya ve "internett"e olan ilgim, beni kendi sitelerimi hazırlama düşüncesine itti. İlkin anasitem "oyhanhasan"ı düzenledim.
    Ancak bu sitede düşündüklerimi uygulaymadım. "Öyle mi olur? Böyle mi olur?" derken, bu defa Kastamonu-Taşküprülü değerbilir Ali ŞAHİN ile tanıştım. Daha doğrusu onun sitelerinde dolaşırken, kendisine de ulaştım.
    Tanışıp kaynaştık. "Yazıedebiyat"ın altyapısını ona borçluyum. Bağlantı ayarlanmasındA ve sayfa yapılandırılmasında da yardımlarını gördüm. Bu yüzden "Yazıedebiyat", TURAEDEBİYAT'ın önüne geçti.
    Gösterdiği yakın ilgiden dolayı dost Ali Şahin'e ve bizi yüreklendiren, yönlendirmeleriyle destek olan Esen Yel'e teşekkürlerimle.
    "Yazıedebiyat"ın ilk sayısı ile cümlenize; Merhaba!

    Oyhan Hasan BILDIRKİ

     


    ANA SİTEMDEKİ REKLAMLARI TIKLA.

    ATATÜRK ARAMIZDA
    OYHAN HASAN BILDIRKİ

    ataturk01.jpg

    SEÇİLMİŞ ŞİİRLER



    ATATÜRK ARAMIZDA
    OYHAN HASAN BILDIRKİ



    ATATÜRK ARAMIZDA
    Seçilmiş Şiirler
    Oyhan Hasan BILDIRKİ
    İlk Baskı: Mayıs 1991
    Baskı Yeri: Reform Matbaası, 818 Sk. No:37/4, İzmir
    Şiir Dizisi: 2
    Yazar Dizisi: 6
    e Kitap Dizisi: 5
    İkinci Baskı: Eylül 2005
    Kapak Resmi
    Ve
    İç Resimler
    Oyhan Hasan BILDIRKİ

    ÖNSÖZ

    Dünyada adına en çok şiir yazılan insanlardan birisi, Mustafa Kemal Atatürk'tür. Bu da, ona olan bağlılığımızın, sevgimizin göstergesidir.
    Biz bu çalışmamızda, Atatürk'ü yas havasından kurtaran şiirleri örneklemekle işe başladık. Elbette sözü edilen şairlerimizin çok daha güzel Atatürk şiirleri bulunmasına rağmen, biz kendilerinden aldığımız örneklerle "Fikir Atatürk"ü öne çıkarmaya çalıştık.
    Araştırıp yol aldıkça gördük. Okudukça siz de göreceksiniz. Atatürk adına nice destanlara yüklü şairlerimiz, ortaya koydukları bu şiirlerinde, daha ziyade yaşayan, daha nice çağlar sonra bile yaşayacak olan "Ölümsüz Atatürk"ü, nakış nakış işlemiş, mısra mısra yazmışlardır. Bu şiirlerde yer yer aynı duygunun, aynı imajın, karanlık gecelerimizi aydınlatan yıldızlar gibi parladığını görüyoruz. Meselâ: "Kocatepe, karatahta" imajı, hemen bütün şairlerimizce kullanılan ortak özellik olarak karşımıza çıkıyor. Bu tutumda, Kocatepe'de düşünen veya karatahta başındaki Atatürk resimlerinin payı vardır.
    Sözün özü, cümle şairlerimiz açtığı yolda, biz, yedisinden yetmişine, kadınından erkeğine bütün millet, onun etrafında bütünleştik. Duygudan sevgiye, sevgiden de fikre yöneldik. Ona bağlandık. Açtığı yolda, gösterdiği ufukta onunla en güzelin tarifinde buluştuk.
    Ondan ilham aldıkça, biliyorum, bu güzellikler hiç tükenmeyecek.

    Oyhan Hasan BILDIRKİ

    "TÜRKİYE'Yİ BİR ARI KOVANINA VE
    BÜTÜN TÜRKLERİ DE BAL ARAMAĞA ÇIKMIŞ
    ÇALIŞKAN ARILARA BENZETİYORUM. NASIL
    ARILAR BEYLERİNİN ETRAFINDA TOPLANIP
    ÇALIŞIRLARSA BÜTÜN TÜRK ULUSU DA BUGÜN
    BÜYÜK DÂHİ MUSTAFA KEMAL'İN ETRAFINDA
    TOPLANMIŞLARDIR."

    Macar Prof. M. ZAJTİ FRANES

    KAHRAMANLIK DESTANI

    Mustafa Kemal Paşa'ya
    Ey büyük kumandan, millî kahraman!
    Senin öz mülkündür artık bu vatan.
    Biz değil, topraklar altında yatan
    Atalar hürmetle anıyor seni;
    Yüzünü görmeden tanıyor seni.

    Yaşadık yıllardır gönlümüz paslı;
    Yolumuz dumanlı, ufkumuz yaslı;
    Tarihin açıldı bir yeni faslı;
    Bu altın yaprağa yazıldı adın;
    Milletin kalbine kazıldı adın!
    Sen geldin bu mülke taze can geldi;
    Orduya evvelki heyecan geldi;

    Dedin ki: Beklenen kahraman geldi!
    Kurtardı yeniden mukaddes yurdu;
    Düşmanı ok gibi tepeden vurdu!

    Sen rehber oldukça sancağımıza,
    Çiğneriz ne gelse uğrağımıza!
    Yad ayak basmaz toprağımıza!
    Sen yürü dersin de hangi Türk eri
    Yürümez, atılmaz, koşmaz ileri?

    Bu ordu seddini aşan bir seldir,
    Yine bir neferi bine bedeldir;
    Önünden kaçılmaz bir kara yeldir!
    Sıyrıldı sokulan kılıçlar kına;
    Başladı batıya doğru akına! (1)

    Orhan Seyfi ORHON

    (1) Bu şiir, Atatürk adına yazılan ilk şiirdir. (İKDAM, 11 Nisan 1921)

    KENDİ ŞİİRLERİNDEN ÖRNEKLER

    ATATÜRK'ÜN DOĞDUĞU EV / SELANİK

    Mustafa Kemal Atatürk'ün Doğduğu Ev

    HAKİKAT NERDE?

    Gafil, hangi üç asır, hangi on asır
    Tuna ezelden Türk diyarıdır.
    Bilinen tarihler söylememiş bunu
    Kalkıyor örtüler, örtülen doğacak
    Dinleyin sesini doğan tarihin
    Aydınlıkta karaltı, karaltıda şafak
    Yalan tarihi gömüp, doğru tarihe gidin.
    Asya'nın ortasında Oğuz oğulları
    Avrupa'nın Alplerinde Oğuz torunları
    Doğudan çıkan biz, batıda yine biz
    Nerde olsa, ne olsa kendimizi biliriz.
    Hep insanlar kendilerini bilseler
    Bilinir o zaman, ki hep biliriz
    Türk sadece bir milletin adı değil,
    Türk, bütün adamların birliğidir.
    Ey, birbirine diş bileyen yığınlar!
    Ey, yığın yığın insan gafletleri!
    Yırtılsın gözlerdeki gafletten perde
    Hakikat nerde?

    BİR ASKERİN MEZARINDA

    Şurada, kabrin üzerine konulmuş bir
    Bir beyaz taş var, onun altında bayraklar
    Temevvüç ederken, kelleler uçuşurken
    Celâdeti tâbân olurken aldığı cerihai mevt
    İle bu âlemi hiçiye veda etmiş bir
    Asker yatıyor.

    Onun habı istirahate çekildiği şu
    Makberin üzerine rüfekâsı teessür döktüler
    Kadınlar dümruzi mâtem oldular, ihtiyarlar
    Nâle eylediler, çocuklar ağladılar.

    Şu söğüt ağacının nim seyreylediği senin
    Mezarın üzerine bir zırh başlık ile kılıç hâk
    Olmuştur, işte orası o kahramanı muhteremin
    Cayi istirahatıdır, ne mutlu ki, hâki paki
    Vatan
    Ona nâlini intizar olmuş.

    1899

    KASİDEİ İSTİBDAT
    YAHUT
    KIRMIZI İZLER

    Bir köhne kadit parçası, bir çehrei menhus,
    Zulmetler içinde mütereddit, mütelâşi
    Daim mütefekkir görünen,kendine mahsus
    Efkârı sakimane ile aleme karşı
    Ateş saçarak etmede her gün bizi tehdit,
    Amali harisanesini eyledi tezyit...
    Gördükçe bu mazlumlarını, sinesi mağrur,
    Tırnaklarını aileler kalbine saplar;
    Mağdurlarının her biri bir kûşede ağlar,
    Katlandı vatan görmeğe evladını mahkur...
    Birçoklarımız mahpesü menfada süründük
    Ey gazii mecruhu vega dideye döndük.
    Ey kanlı eliyle vatan âmaline hail,
    Ey enmilei sürbu cinayata delâil,
    Teşkil eden ey köhne kadit, katili efkâr,
    Ey katili şübbanı vatan, katili ahrar,
    Ey varlığı bir millet için bâdii zillet.
    Ey çehresi ifrite veren dehşeti vahşet
    Zindanları, menfaları, mahpesleri doldur,
    Zinciri esaretle bütün hisleri dondur.
    Tesmimi nefes, nefyi ebet, sonra denizler...
    Her girdiğin evlerde durur kırmızı izler...
    Kâbusu hiyanetle vatan can çekişirken
    Bir gün Rumeli dağları envara boyandı;
    Hürriyetin enfası ile herkes uyandı. (1)
    24 Kasım 1908

    (1) İNAN A. Afet, Vatandaş İçin Medenî Bilgiler, 1930
    Şanlı Ordu Gazetesi, 24 Kasım 1908

    BİRİNİ BENİMSE

    "Bir Fransız şairi hayatı şöyle tarif ediyor."

    1.
    Hayat kısadır
    Biraz hayal
    Biraz aşk
    Ve sonra Allaha ısmarladık

    2.
    Hayat boştur
    Biraz kin
    Biraz ümit
    Ve sonra Allaha ısmarladık.

    ATATÜRK DEYİNCE

    1907-istanbul.jpg

    İSTANBUL, 1907

     

     

    İÇİNDEKİLER

    ÖNSÖZ / Oyhan Hasan BILDIRKİ... 5
    Macar Prof. M. ZAJTİ FRANES 7

    KAHRAMANLIK DESTANI 7

    KENDİ ŞİİRLERİNDEN ÖRNEKLER 9
    HAKİKAT NERDE? 11
    BİR ASKERİN MEZARINDA 12
    KASİDEİ İSTİBDAT YAHUT KIRMIZI İZLER 13
    BİRİNİ BENİMSE 14

    ATATÜRK DEYİNCE
    ATATÜRK DEYİNCE, Özbek İncebayraktar 17
    O'NUN SESİ, Yaşar Nabi Nayır 18
    BİR RESİMDE ATATÜRÜK, S. K. Aksal 19
    ATATÜRK, Nahit Ulvi Akgün 20
    ATATÜRK, Gülten Çiçek 21
    ATATÜRK, Hasan Rüzgâr 22
    ATATÜRK'ÜN ELLERİ, Cenab Ozankan 23
    ATATÜRK, İlhan Demiraslan 24
    TÜRKLÜK, ATATÜRK, Behçet Necatigil 25
    ATATÜRK KADAR, Şahinkaya Dil 26
    ATAM, Faruk Nafiz Çamlıbel..... 27
    ATA'YI SÖYLER, Ülker Aygün 28
    ATATÜRK ARAMIZDA, Coşkun Ertepınar 29
    SENDENDİR ATATÜRK, Suat Taşer 31
    ATATÜRK İÇİMİZDE, Adnan Ardağı 32
    ATATÜRK'SÜZ OLMAK, H. Zekâi Yiğitler 33
    ATATÜRK, Yaşar Faruk İnal 34
    ATATÜRK'LE, Sabutay Hikmet 35
    ATATÜRK, Cahit Sıtkı Tarancı 36
    ATATÜRK KAŞLARINI ÇATTI, Ali Yüce 37
    ATATÜRK'ÜN BİR SAATI VARDI, M. C. Anday 38
    ATATÜRK'E ŞİKAYET, İsmail Gerçeksöz 39
    ÖNCE ATATÜRK, Kemalettin Koç 40
    ATATÜRK, M. Fahrettin Gür 41
    ATATÜRK VE ÇOCUK, Müyesser Tunçer 42
    ATATÜRK HEP KOCATEPE'DE, Osman Attila 43
    ATATÜRK BIRAKTI, Kerim Aydın Erdem 45
    BÜYÜYEN ATATÜRK, Ahmet Köksal 46
    ATATÜRK, Şerif İken 47
    ATATÜRK BAYRAĞI, Vedat Güler 48
    ATATÜRK, Nedret Gürcan 49
    DESTAN ATATÜRK, İ. Ali Sarar 50
    ATATÜRK'Ü YİTİRMEDİK, Süleyman Apaydın 51
    ATATÜRK, E. Faik Üstün 52
    DAHA ATATÜRK'LERDEN, Hüseyin Erkan 53
    AFYON ÖNÜNDE, İskender Fikret Akdora 54
    ATATÜRK'E AĞIT, Cahit Külebi 55
    ATATÜRK, İ. Zeki Burdurlu 58
    ATATÜRK DESTANI'NDAN, Halit Tanyeri 59
    ATATÜRK'ÜN ÖĞRENCİLERE MEKTUBU, Y. Erkekli 60
    BAŞIMIN UCUNDA ASILI RESMİN, Cevdet Atmaca 61
    ATATÜRK, Ali Püsküllüoğlu 62
    ATATÜRK'ÜN VAKTİ ÇOK AZDI, Nüzhet Erman 63

    MUSTAFA KEMALLER TÜKENMEZ 65
    MUSTAFA KEMAL'LER TÜKENMEZ, Halim Yağcıoğlu 67
    MUSTAFA KEMAL'İN ELLERİ, Engin Ünsal 68
    MUSTAFA KEMAL'CE, Tufan Şentürk 69
    İZMİR'E DOĞRU, Süreyya Hami Şehidoğlu 70
    MUSTAFA KEMAL TÜRKÜSÜ, M. Sunullah Arısoy 71
    MUSTAFA KEMAL DESTANI'NDAN, Talât Avcı 72
    BİR KEMALİSTİN ANDI, Ayhan Hünalp 73
    KEMAL'İMİN BAKIŞLARI, bekir Koçak Doğankentli 74
    KÖY ODASINDA MUSTAFA KEMAL, Abdülkadir Güler 75
    IŞIK, Oyhan Hasan Bıldırki 77
    MUSTAFA KEMAL'İ DÜŞÜNÜRKEN, M. Necati Karaer 78
    DAĞDA MUSTAFA KEMAL, Arif Hikmet Par 79
    MUSTAFA KEMAL'İN ANNESİ, Turgut Hıçkırık 80
    MUSTAFA KEMAL'İ GÖRÜYORUM, Bekir Tünay 81
    BİR MUSTAFA KEMAL DAHA, F. H. Dağlarca 82
    MUSTAFA KEMAL'İN ŞEHİTLERİ, Mesut Tarcan 83
    İSTİKLÂL SAVAŞI'NDA MUSTAFA KEMAL, S. Şendil 84
    MUSTAFA KEMAL'İ GÖRDÜM, Mustafa Canpolat 85
    MUSTAFA KEMAL'İ DÜŞÜNÜYORUM, Ü. Y. Oğuzcan 86
    GAZİ, Halide Nusret Zorlutuna 88

    BİR ŞAHLANIŞTI O 89
    BİR ŞAHLANIŞTI O, Ali Akmanlar 91
    19 MAYISLARDA, İlhan Geçer 92
    SEN, Ali Naili Erdem 93
    CANYOLDAŞIMA MEKTUPLAR, J. Gülizar Ergüven 94
    SAMSUN GÜZELLEMESİ, Behçet Kemal Çağlar 96
    KOCATEPE'DE BİR KIŞ GÜNÜ, Erdoğan Vural 97
    GAZİ, Enis Behiç Koryürek 98
    O'NSUZ, Ziya Osman Saba 99
    UYANIK UYKU, Tarık Dursun K. 100
    EŞSİZ YÜREK, Oğuz Kâzım Atok 101
    ANITKABRİN TAŞLARI, Zeki Ömer Defne 102
    ASKER KOŞMASI, Samih Rıfat 104

    ÖLÜMSÜZ 105
    ÖLÜMSÜZ, Celâl Ertugay 107
    VATAN MUSTAFA KEMAL, Aydın Oy 108
    ATATÜRK, Tahir Pukat 109
    MUSTAFA KEMAL'İN GEÇİŞİ, Zahit Özak 110
    ATATÜRK ÖZLEMİ, M. Sami Aşar 111
    ATATÜRK ÜLKESİ, Mürsel Aydın 112
    ATATÜRK YAŞIYOR, Cemil Yalçın 113
    ATATÜRK'ÜN ARDINDAN, Muzaffer Öner 114
    ATATÜRK ÖZLEMİ, Şevki Ulus 115
    ATATÜRK VATANDIR, Ahmet Soruklu 117
    MAVİ GÖZLÜ PAŞA'YA, Rıza Bulut 119
    19 MAYIS, M. Güner Demiray..............................................120

    DIŞARDAN ESİNTİLER
    ATATÜRK'E, İlter Veziroğlu 123
    BİR ŞAHLANIŞIN DESTANI'NDAN, Özker Yaşın 124
    BATUR ORDUM, M. Sâbir Karger 125
    KEMAL PAŞA'DAN, Nazrul İslâm 126
    YURDUMA GİDEN YOLLAR, Urkiye Mine Balman 128
    DIŞARDA KALIYOR, Necmettin Esin 130
    KERKÜK HORYATLARI, Anonim 132
    MERHABA ATATÜRK, Hasan Mercan 133
    AĞIT, Nusret Dişo Ülkü 134
    MUSTAFA KEMAL'İN ATI, Nimetullah Hafız 135
    VE ATA'YA ELLİ DİZE DAHA, Şecaettin Koka.................137

     

    ATATÜRK'Ü YİTİRMEDİK

    Yıllar
    Üst üste katlandıkça
    Acımasız uzadıkça
    Çelik mavisi gözlerinde
    Her geçen gün
    Işığını çoğalttıkça
    Güzel vatanımızı
    Kurtardığın anıldıkça
    Seni yitirmedik ki
    Dün olduğu gibi
    Bugün de aramızdasın her an
    Buna inan Ata'm
    Yüzyıllar da geçse aradan
    Sen her zaman anılan
    Kutsal bir kahramansın.

    Süleyman APAYDIN

     

    Güldeste

     

    Atatürk Şiirleri Antolojisi / Yusuf ÇOTUKSÖKEN

    22/12/2005 · Kategori: Secki

    Önsöz

    Atatürk'ün yaşamı, kişiliği, savaşları, devrimleri... üzerine bugüne değin binlerce şiir yazılmıştır. Ancak bunların tümünü şiir olarak kabul etmek olanaksızdır. Çoğu manzume düzeyinde bile değildir.

    Atatürk Şiirleri Antolojisi'ne alınan şiirlerin belirli bir özelliği vardır. O da, bu şiirlerin dili ve içeriği nedeniyle sevilmesi, pek çok antolojiye alınması ve Atatürk'ü anma törenlerinde sıklıkla okunmasıdır.

    Antolojide şiirleri sıralarken başlıklarını dikkate aldık. Böylece okur ilk bakışta şiirin içeriğiyle ilgili ön bilgileri almış olacak.

    Öğrenciler ve okur, bu şiirler aracılığıyla Atatürk'ün kişiliği, devrimleri, eserleri üzerine genel bilgiler edinebilecek, izlenimler alabilecektir. Zaten, bu kitabın da amacı, şiirler yoluyla okurda hem bir estetik tat oluşturmak hem de okura ozanların Atatürk'ü ve eserini nasıl gördüklerini göstermek ...

    Binlerce şiirden seçebildiğimiz bunlar. İsteyen okur, bu konuda hazırlanmış antolojilere de bakabilir. Kitabın Kaynakça bölümünde bu antolojilerin adlarını verdik.

    Şimdi sıra sizde sevgili okurlar. Size iyi okumalar ...

     

    Yusuf ÇOTUKSÖKEN

     

    İçindekiler

    Önsöz     IX

    Atatürk Şiirleri Üzerine     XI

    Alfabetik Atatürk Şiirleri     13

    Adına Yazdığım Şiirlerden - Ethem Yazgan         14

    Ağıt - âşık Veysel         15

    Ağıt-Destan - Orhan Şaik Gökyay         16

    Ağustos Şafağı - Şahinkaya Dil         17

    Asırlarca - Behçet Kemal Çağlar         18

    Atama Ağıt - Kemalettin Kamu         19

    Atatürk - Faruk Nafız Çamlıbel          21

    Atatürk - Cahit Sıtkı Tarancı          22

    Atatürk - Hasan-âli Yücel          23

    Atatürk - Behçet Necatigil          24

    Atatürk - İlhan Demiraslan          25

    Atatürk - Ahmet Köklügiller          26

    Atatürk - Şahinkaya Dil          27

    Atatürk - İbrahim Minnetoğlu          28

    Atatürk - Hasan âli Yücel         29

    Atatürk - Yusuf Çotuksöken         30

    Atatürk Anadolu'da - Sabahattin Kudret Aksal         31

    Atatürk Aydınlığı - Şahinkaya Dil         32

    Atatürk Bıraktı - Kerim Aydın Erdem          33

    Atatürk Çağları - Şahinkaya Dil          34

    Atatürk Deyince - Rıza Apak         35

    Atatürk'e - Talip Apaydın         36

    Atatürk Gülümsedi - Talat Tekin         37

    Atatürk İçin - Erdal Öz          39

    Atatürk İlkeleri - İbrahim Minnetoğlu         40

    Atatürk Kurtuluş Savaşında - Cahit Külebi          44

    Atatürk'ten Son Mektup - Halim Yağcıoğlu          47

    Atatürk'ü Duymak - Behçet Necatigil          49

    Atatürk'üm - İbrahim Zeki Burdurlu          50

    Atatürk'ün Bir Saati Vardı - Melih Cevdet Anday          51

    Atatürk'ün Buyruğu - Halim Yağcıoğlu         52

    Atatürk'ün Öğrencilere Mektubu - Yüksel Erkekli          53

    Atatürk'ün Unutulmaz Düşünceleri - İlhami Bekir Tez          54

    Atatürk'ün Vakti Çok Azdı - Nüzhet Erman          57

    Atatürk Yolunda - Yusuf Mardin         58

    Atatürk Yükseliş Demek - Ahmet Köklügiller         59

    Bayraklaşan Atatürk - Ümit Yaşar Oğuzcan          60

    Ben Mustafa Kemal'im - Özbek İncebayraktar          61

    Beni Sevmek Demek - Halim Yağcıoğlu         62

    Bir Eldir Mustafa Kemal - M. Akça         63

    Bir Resimde Atatürk - Sabahattin Kudret Aksal         64

    Bir Kuş Uçar Anıtkabir'e Doğru - Muzaffer Hacıhasanoğlu         65

    Büyüyen Atatürk - Ahmet Köksal         66

    Can Yoldaşıma Mektuplar - Jülide Gülizar Ergüven         67

    Cumhuriyetimizin 50. Yıl Marşı - Bekir Sıtkı Erdoğan         68

    Çağrı - Orhan Şaik Gökyay         69

    Çaldağı'nda Bir Mustafa Kemal Gecesi - Mahmut Alptekin         70

    Dağ Başını Duman Almış - Bekir Sıtkı Erdoğan         71

    Destan - âşık Hasan         73

    Es Gök Gözlü, Güneş Saçlı Rüzgâr Es - Ünsal Özmen         74

    Fikir Rüzgârı - Arif Hikmet Par          75

    Gazi - Halide Nusret Zorlutuna          76

    Gazi Mustafa Kemal Paşa - Turgut Uyar         77

    Gazi Paşaya Ağıt - Turgut Uyar          79

    Gençlik Marşı - Ali Ulvi Elöve         81

    Gidiyor - Orhan Seyfi Orhon          82

    Havza Yollarında Mustafa Kemal - Ceyhun Atuf Kansu          83

    Herşey Mustafa Kemal - Bedrettin Cömert          85

    Hoş Geldin Safa Geldin Samsun'a - Mesut Tarcan          86

    İstiklâl Marşı - Mehmet Akif Ersoy           87

    İstiklal Savaşında Atatürk - Mesut Tarcan         89

    İstiklal Savaşında Mustafa Kemal - Sabih Şendil          90

    İşte Doğruldun, Atam - Behçet Kemal Çağlar         91

    İşte O Atatürk - Tahsin Saraç          92

    Kalpaklı Süvari - Attilâ İlhan          93

    Kasım Rüzgârları - Mesut Tarcan         94

    Kocatepe'de Mustafa Kemal - Mahmut Alptekin          95

    Kuvayı Milliye Destanı'ndan - Nâzım Hikmet          96

    Mavi Aydınlık - İlhan Geçer          97

    Mustafa Kemal - Attilâ İlhan         98

    Mustafa Kemal - İlhami Bekir Tez         100

    Mustafa Kemal - Ali Püsküllüoğlu          102

    Mustafa Kemal - Özbek İncebayraktar          103

    Mustafa Kemal - Abdullah Rıza Ergüven         104

    Mustafa Kemal - Sabih Şendil         105

    Mustafa Kemal Adıyla - Hasan Şimşek         106

    Mustafa Kemal Ateşi - Şinasi Özdenoğlu         107

    Mustafa Kemal Destanı - Tahir Pukat         108

    Mustafa Kemal Güneşi - Yusuf Çotuksöken           109

    Mustafa Kemal Havası - Ceyhun Atuf Kansu         110

    Mustafa Kemal Havza Yollarında - Abdülkadir Bulut          112

    Mustafa Kemal Türküsü - M. Sunullah Arısoy         113

    Mustafa Kemal'den Mektup - Oğuz Kâzım Atok         117

    Mustafa Kemal'e Gidin Yol - Mustafa Canpolat         118

    Mustafa Kemal'i Düşünürken - Mustafa Necat, Karaer         119

    Mustafa Kemal'i Düşünüyorum - Ümit Yaşar Oğuzcan         120

    Mustafa Kemal'i Gördüm - Mustafa Canpolat         121

    Mustafa Kemal'in Kağnısı - Fazıl Hüsnü Dağlarca         122

    Mustafa Kemal'in Türküsü - Yaşar Nabi Nayır          124

    Mustafa Kemal 'in Vakti - M. Güner Demiray           125

    Mustafa Kemaller Tükenmez - Halim Yağcıoğlu          127

    Netsem Yolu Yok - Orhan Şaik Gökyay          128

    Nöbetçi Millet - Behçet Kemal Çağlar         129

    Nutuk - Talip Apaydın          132

    On Dokuz Mayıs - İbrahim Zeki Burdurlu          133

    On Kasım - Cahit Sıtkı Tarancı         134

    10 Kasım - Kâmuran Yüce         135

    On Kasım Duvarı - Abdülkadir Bulut          136

    On Kasım Sabahı - Aydın Oy          137

    Onuncu Yıl Marşı - B. Kemal Çağlar-F. Nafiz Çamlıbel          138

    30 Ağustos - Ahmet Kutsi Tecer          139

    Ölmez ki - M. Cela1 Ertugay          140

    Örnek Atatürk'ümüz - Sadiye Akay         141

    Resim - Behçet Necatigil          142

    Sabah-Akşam - Doğan Naci Aksan         144

    80. Yıl Marşı - Günseli Tıknaz         145

    Selam - Nüzhet Erman         146

    Sen - M. Güner Demiray          147

    Sen Mustafa Kemal'sin - M. Güner Demiray          148

    Sendendir Atatürk - Suat Taşer         149

    Sensin - Yusuf Ziya Ortaç          150

    Türkiye Şarkısı - Salih Birsel          151

    Uyanık Ölmek - Fazıl Hüsnü Dağlarca         152

    Uyanık Uyku - Tarık Dursun K.          153

    Vatan Rüzgârlarınla Dalgalandı - Özker Yaşın          155

    Yarı Çekilen Bayrak - Orhan Şaik Gökyay         156

    Yaşıyorsun - Mehmet Başaran          158

    75. Yıl Marşı - İhsan Özkaynak         159

    Yine Kahrolası Kasım - Osman Bolulu          160

    Yitik Sevda - Dinçer Sümer          161

    Yurt ve Atatürk - Celal Sahir Erozan          162

    Yüce Atatürk - âşık İlhami Demir          163

    Kaynakça      165

    Dizin     173

      

    ATATÜRK ŞİİRLERİ ÜZERİNE

     

     “Çağdaş Türk şiiri kapsamında ‘Atatürk şiirlerinin yeri neresidir?’” diye sorulacak olursa, bunu gerçekçi biçimde yanıtlamak olanaklı görünmemektedir. Birincisi; bu alanda yazılmış incelemelerin azlığını belirtmeliyiz. (Önemli bir inceleme örneği: Aydın Oy, Şiir Dünyamızda Atatürk. TDK, Ankara: 1989) İkincisi; Atatürk üzerine O’nun sağlığından bugüne yazılmış şiirleri eksiksiz derleyen bir kaynaktan yoksunuz.  Bu alanda yazılmış antolojilerin sınırlı sayıda şiiri içerdiğini biliyoruz. Ayrıca bu antolojilerde kimi dizgi yanlışlarının da bulunduğunu belirtmek gerekir.

    Atatürk şiirlerinin baskın özelliği ''övgüdür''. Adına şiir yazdığınız kişi, bir devlet kurucusu, güçlü bir asker, ödün vermez bir devrimci olunca, O'nun yaptıkları karşısında duyduğunuz hayranlığı doğal olarak övgü biçiminde dile getirme gereğini duyarsınız. Türk ozanları da böyle yapmıştır. Bu, özellikle Atatürk'ün sağlığında yazılmış şiirlerde görülür. Şiir övgüye özgülenince de doğal olarak eğretilemeler, benzetmeler abartılı olacaktır. Ancak övgüde doz iyi ayarlanmayınca inandırıcılık da zedelenmiş olur.

    Atatürk'ün ölümü üzerine yazılan şiirler, başlangıçta belki beklentilere uygun olduğu için, ''yas'' odaklı olmuş; eski ağıt/mersiye geleneğiyle de bir bakıma ilişkilendirilmiştir. Yas şiirleri de bir süre sonra yerini, Atatürk'ü anlamaya, onun yaptıklarının hangi amaçlara dönük olduğunu kavramaya yönlendiren şiirlere bırakmıştır. 1950'li yıllardan sonra yapılan şiirlerde eski ''övgü'' ve ''yas'' niteliği hemen hemen pek az görülür.

    Atatürk şiirleri iki ana kolda gelişim gösterir:

    a) Atatürk'ü insan, asker, devlet adamı, siyaset adamı, düşünür, önder olarak değerlendirmeye yönelik şiirler: Bu tür şiirlerde zaman zaman onun söylev ve demeçlerinden de alıntılar yapılmıştır.

    b) Atatürk'ün dünya görüşünü, devrimciliğini, kurduğu Cumhuriyeti korumak, yaşatmak ve geliştirmek için hangi bilince sahip olunması gerektiğini irdeleyen şiirler: Bu tür şiirler arasında slogan kolaycılığına düşenler de görülür. Kimi şiirlerse, gerek içeriğiyle gerek iç müziğiyle hâlâ belleklerdedir. (Örneklerinden bazılarını bu antolojide de görüp okuyacaksınız.)

    Bugünkü duruma gelince: Bugün eskisi gibi, sıklıkla Atatürk şiirleri yazıldığından söz etmemiz pek mümkün görünmemektedir. Türkiye Cumhuriyeti tarihinin önemli günlerinde (23 Nisan, 19 Mayıs, 27 Mayıs, 30 Ağustos, 29 Ekim, 10 Kasım vd.) kimi gazete ve dergilerde tek tek şiirlerin yayımlandığı görülür. (Bu önemli günleri anarken şiirden de yararlanılması iyi güzel de, konu, şiir seçimine gelince, sorunlar başlıyor. Hangi şiirleri okuyalım? Kime? Niçin? )

    Atatürk şiirleri, gerçekten de sayıca zengindir; belki 5-10 bin dolayındadır. Ancak ''Atatürk edebiyatı'' diye adlandırılabileceğimiz zengin bir gelenekten henüz yoksunuz. Belki, genç ozanlarımız, Atatürk'ü her yönüyle tanıdıktan ve olup bitenlerden derin bir biçimde etkilendikten sonra gözlem, izlenim, duygu, düşünce vb’yi gerçek sanat/şiir diliyle ortaya koyacaklardır. Bugün için, Atatürk edebiyatının temelleri atılmıştır denilebilir; özellikle şiir, tiyatro ve romanda bunun örneklerini sıralayabiliriz. Bu temel üzerine, bundan sonra yeni ürünlerin verilmesi gerekmektedir.

    Yeni dünya düzeni ve küreselleşme olgusu karşısında ''ulus-devlet'', ''sosyal devlet'' kavram ve olgusuna dönmek durumunda kalan aydınlar, bunun kökenini  ve olumlu uygulamasını Atatürkçülükte görmeye başladılar. Aydınlar, bilim adamları, düşünürler Atatürkçülüğü, çağdaş dünyanın koşullarına göre yeniden yorumlayıp zenginleştirirken, edebiyatçılarımız da bu bağlamdaki şiirleriyle, romanlarıyla, tiyatrolarıyla hem Atatürkçülüğe hem kendi sanatlarına hem de Türk edebiyatına katkıda bulunacaklar, yeni açılımlar sağlayacaklardır.

    Şu yargı tartışmasız doğrudur: Sanatçıya hiç kimse yol gösteremez. Sanatçı kendi içsel yönelimiyle, özgürce yolunu bulur. Toplumcu bir sanatçıysa çevresinde olup bitenlere ilgisiz kalamayacağı da açıktır.

    Bundan sonra daha nitelikli Atatürk şiirleri yazılabileceğini umuyorum. Yeter ki genç ozanlarımız, bu konuyu da kendi duyarlılık çevrelerine almayı bilsinler. Arkası kendiliğinden gelir ...

     

                                             

     

    Atatürk’ün kişiliği, devrimciliği, devlet adamlığı, düşün adamlığı, önderliği... üzerine bugüne değin binlerce şiir yazılmıştır; bundan sonra da yazılacaktır kuşkusuz. Bu şiirler giderek “Atatürk şiirleri” geleneğini de oluşturacaktır.

     Atatürk şiirleri genelde “övgü” ve “yas” üzerine odaklanmıştır. Son dönemlerde O’nu anlamaya, O’nun yaptıklarını ve yapmak istediklerini kavra(t)maya yönelik şiirler öne çıkmaya başlamıştır.

     Bilinçli ve ilgili okurlar, Atatürk’ün düşüncelerini okuyup özümsedikten  sonra, O’nun için yazılmış şiirler aracılığıyla değişik bir düşünce ve duygu dünyasına girecek, ayrıca bu şiirlerden estetik bir haz da alacaklardır.

    Şiirlerle Atatürk/ Yekta Güngör Özden

    22/12/2005 · Kategori: Secki

    Yekta Güngör Özden
    Şiirlerle Atatürk

    Sabahattin Ali, Aşık Veysel, Abdülkadir Bulut, Behçet Kemal Çağlar,
    Faruk Nafiz Çamlıbel, Fazıl Hüsnü Dağlarca, Ziya Gökalp, Attilâ İlhan,
    Ceyhun Atuf Kansu, Hasan Hüseyin Korkmazgil, Cahit Külebi, Behçet Necatigil,
    Ümit Yaşar Oğuzcan, Orhan Seyfi Orhon, Yusuf Ziya Ortaç, Yekta Güngör Özden,
    Nâzım Hikmet Ran, Cahit Sıtkı Tarancı, Mehmet Emin Yurdakul...

    134 şairden 202 şiir...
    Yekta Güngör Özden’in titiz derlemesiyle en geniş ve en yeni Atatürk şiirleri seçkisi...


    Genişletilmiş 4. baskı, 400 sayfa, 10 YTL


    İÇİNDEKİLER

    Önsöz

    Sadiye AKAY
    Örnek Atatürk’ümüz

    Nahit Ulvi AKGÜN
    Atatürk

    Sabahattin Kudret AKSAL
    Bir Resimde Atatürk

    Doğan Naci AKSAN
    Anıtkabir

    Sabahattin ALİ
    Benim Aşkım

    Mahmut ALPTEKİN
    Çaldağı’nda Bir Mustafa Kemal Gecesi

    Ahmet ALTÜMSEK
    Atatürk’ün Yolunda

    Melih Cevdet ANDAY
    Atatürk'ün Bir Saati Vardı

    Rıza APAK
    Atatürk Deyince

    Süleyman APAYDIN
    Yıkın Heykellerimi

    Talip APAYDIN
    Nutuk

    Adnan ARDAĞI
    Her Mevsimde Çocuklarla Atatürk
    10 Kasımlı Sonbahar
    Atatürk

    M. Sunullah ARISOY
    IV. Hem Övgü, Hem Ağıt (Mustafa Kemal Türküsü'nden)

    Orhan ASENA
    Atatürk

    Arif Nihat ASYA
    O

    M. Sami AŞAR
    Atatürk Özlemi

    Aşık VEYSEL
    Ağıt

    T. Turan ATASEVER
    O, Atatürk

    Oğuz Kâzım ATOK
    Eşsiz Yürek

    Osman ATTİLA
    Ah Bu On Kasım’lar

    Edip AYEL
    Ant

    Sami AYHAN
    Atatürk Türkiye

    BAŞARAN
    Yaşıyorsun

    İhsan Fikret BİÇİCİ
    Çıkmamız Gerek Artık

    Ali İhsan BEYHAN
    Sen Gereksin Bize

    Tahsin BİLENGİL
    Atatürk

    Ali F. BİLİR
    Mustafa Kemal’in Düşleri

    Salâh BİRSEL
    Sisten Sonra
    Türkiye Şarkısı

    Osman BOLULU
    Yine Kahrolası Kasım

    E. Sezai BOZDOĞAN
    Çocuğuma

    Kâmûran BOZKIR
    Bir Şiirden Parçalar

    Trakyalı Âşık Halil (Halil Tekin BUÇAK)
    Çakır’ın Destanı

    Abdülkadir BULUT
    10 Kasım Duvarı

    İbrahim Zeki BURDURLU
    Mustafa Kemal
    Atatürk

    Mustafa CAN
    Atatürk

    Mustafa CANBOLAT
    Mustafa Kemal’i Gördüm
    Mustafa Kemal’i Gördüm

    Mustafa CEYLAN
    Atatürk

    Bedrettin CÖMERT
    Herşey Mustafa Kemal

    Behçet Kemal ÇAĞLAR - Faruk Nafiz ÇAMLIBEL
    Onuncu Yıl Marşı

    Behçet Kemal ÇAĞLAR
    İzinde
    O İhtilâl Bayrağı
    Görmeye Geldim
    Nöbetçi Millet
    1957’de 10 Kasım’a 10 Satır
    1960’da 10 Kasım’a 10 Satır

    Faruk Nafiz ÇAMLIBEL
    Bizsiz Gidiyor

    Fazıl Hüsnü DAĞLARCA
    Atatürk
    Bayrak Türkü
    Kahraman
    Mustafa Kemal
    Mustafa Kemal
    Mustafa Kemal’in Kağnısı
    Mustafa Kemal’in Kartalı

    İlhan DEMİRASLAN
    Bu On Kasım’da Anıt-Kabir’deki

    M. Güner DEMİRAY
    Atatürk
    Sen Mustafa Kemal’sin
    Atatürk

    Şahinkaya DİL
    Atatürk Çağları
    Atatürk

    Kerim Aydın ERDEM
    Atatürk Bıraktı

    Bekir Sıtkı ERDOĞAN
    Cumhuriyetimizin 50. Yıl Marşı

    Muzaffer ERDOST
    Atatürk Dersi

    Doğan ERGENELİ
    Atatürk Destanı

    Abdullah Rıza ERGÜVEN
    Mustafa Kemal

    Jülide Gülizar ERGÜVEN
    Canyoldaşıma Mektuplar

    Yüksel ERKEKLİ
    Atatürk’ün Öğrencilere Mektubu

    Nüzhet ERMAN
    Selâm

    Celâl Sahir EROZAN
    O Geliyor

    M. Celâl ERTUGAY
    Ölmez ki

    Ergun EVREN
    Atatürk Vatan Oldu
    Mustafa Kemal
    Florinalı Nâzım
    Gazi’nin Heykeli Karşısında

    Ziya GÖKALP
    Gazi’ye İstida
    Niçin?

    Orhan Şaik GÖKYAY
    Destan
    Yas

    İbrahim Alâddin GÖVSA
    Tavaf

    Yalçın GÜLPINAR
    Çankaya

    İlhami GÜNTEL
    Atatürk

    Muzaffer HACIHASANOĞLU
    Bir Kuş Uçar Anıtkabir'e Doğru

    Subutay HİKMET
    Atatürk’ü Gördüm Düşümde
    Sığar Kalbimize Atatürk
    Görmek Atatürk’ü

    Ayhan HÜNALP
    Atatürk

    Attilâ İLHAN
    Mustafa Kemal
    Kalpaklı Süvari

    Ayhan İNAL
    On Kasım

    Özbek İNCEBAYRAKTAR
    Atatürk Bayramı
    Ben Mustafa Kemal'im
    Mustafa Kemal

    Tarık Dursun K.
    Uyanık Uyku
    Şu Sonsuz Koşu

    Ceyhun Atuf KANSU
    Atatürk İlkokulu
    Havza Yollarında Mustafa Kemal

    Mustafa Necati KARAER
    Atatürk İnanmak Gibi
    Mustafa Kemal’i Düşünürken

    Cumali KARATAŞ
    On Kasım Sabahı
    Atatürk’ü Sevmek

    Teoman KARAHUN
    Ağıt

    Vasfi Mahir KOCATÜRK
    Heykelin Karşısında

    Hasan Hüseyin KORKMAZGİL
    Yaşlanmayan AnanınYaşlanmayan Mektubu

    Enis Behiç KORYÜREK
    Gazi

    Ahmet KÖKLÜGİLLER
    Seni Duyuyorum Atatürk
    Atatürk Yükseliş Demek

    Mithat Cemal KUNTAY
    Atatürk’ün Cenazesi Ankara’da Karşılanırken
    On Beş Yılı Karşılarken

    İhsan KURT
    Atatürk’üm

    Cahit KÜLEBİ
    Atatürk Kurtuluş Savaşında

    Necip MİRKELAMOĞLU
    Atatürk'e Sesleniş

    Yaşar Nabi NAYIR
    Gazi’ye

    Behçet NECATİGİL
    Resim
    Atatürk
    Türklük Atatürk
    Atatürk’ün Yüz Kalıbı

    Ümit Yaşar OĞUZCAN
    Bayraklaşan Atatürk
    Mustafa Kemal’i Düşünüyorum

    Tarık ORHAN
    Atatürk
    Atatürk Olmak
    Gidiyor
    Gazimize

    Yusuf Ziya ORTAÇ
    İstiklâl Savaşında
    Gazimize

    Erdal ÖZ
    Atatürk İçin

    Yekta Güngör ÖZDEN
    En Büyük Türk Devrimi
    10 Yıl Geçti Ne Değişti Bir Kez Daha Düşünelim
    Atatürküm
    Atatürk
    Her Türk Bir Atatürk
    Atatürk
    Atatürk
    Atatürk
    Bağışla Bizi Atatürk!
    Atatürk Yürüyor
    Nice 75 Yıllara...
    Atatürk
    Atatürk’ümüz
    Yine
    Atatürk

    Şinasi ÖZDENOĞLU
    Mustafa Kemal Ateşi
    Atatürk’süz

    Ahmet ÖZER
    Mustafa Kemal

    Sami N. ÖZERDİM
    Bu Kadar Yazabildim

    İhsan ÖZKAYNAK
    75. Yıl Marşı

    Ünsal ÖZMEN
    Es Gök Gözlü, Güneş Saçlı Rüzgâr Es

    Bekir ÖZTOP
    O’nunla Olmak

    Arif Hikmet PAR
    Mustafa Kemal’in Elleri
    Mustafa Kemal gibi

    Ali PÜSKÜLLÜOĞLU
    Mustafa Kemal
    Atatürk
    Nâzım Hikmet RAN
    Kuva-yi Milliye’den
    Samih RIFAT
    Ya Ölüm, Ya İstiklal
    Mehmet SALİHOĞLU
    Bir Düş
    Tahsin SARAÇ
    İşte O Atatürk
    İsmail Ali SARAR
    Destan Atatürk
    M. Şükrü SARI
    10 Kasım
    Hasan Lâtif SARIYÜCE
    Ant
    Faika SARP
    Bulurum Seni
    Halil SOYUER
    Atatürk’e Sesleniş
    Türkiyem
    Sabih ŞENDİL
    Mustafa Kemal
    İstiklâl Savaşında Mustafa Kemal
    Hasan ŞİMŞEK
    Mustafa Kemal Adıyla
    Atatürk
    Cahit Sıtkı TARANCI
    10 Kasım
    Mesut TARCAN
    Kasım Rüzgârları
    Bandırma Vapuru
    İstiklâl Savaşında Atatürk
    Suat TAŞER
    Sendendir Atatürk
    Talât TEKİN
    Atatürk Gülümsedi
    İlhamı Bekir TEZ
    Mustafa’nın Doğuşu
    Mahmut TURGUT
    Mustafa Kemal’e Yürüyorum
    Kucakladım Mustafa Kemal’i
    Turgut UYAR
    Gazi Paşa'ya Ağıt
    Muzaffer UYGUNER
    Atatürk Kocatepe’ye Tırmanıyordu
    Halil UYSAL
    Atatürk’e Tekmil Veriyorum
    Engin ÜNSAL
    Mustafa Kemal Türküsü
    Emin Faik ÜSTÜN
    Atatürk
    Halim YAĞCIOĞLU
    Mustafa Kemal
    Mustafa Kemaller Tükenmez
    Atatürk’ten Son Mektup
    Özker YAŞIN
    Vatan Rüzgârlarınla Dalgalandı
    Ethem YAZGAN
    Adına Yazdığım Şiirlerden
    Faruk Şükrü YERSEL
    Atamız İçin
    M. Kemal YILMAZ
    Atatürk’ün Eli
    Mehmet Emin YURDAKUL
    Atatürk için
    Ali YÜCE
    Atatürk Selâm Göndermiş
    Dersimiz Bağımsızlık
    The Biggest Global Father
    Atatürkçülük 368
    Atatürk Aydınlığını Karanlıkçı Dişler Kesmez
    Atatürk
    Hasan Ali YÜCEL
    Atatürk
    Atatürk
    Halide Nusret ZORLUTUNA
    Gazi

    Yekta Güngör Özden’in özgeçmişi Yekta Güngör Özden - Şiirlerle Atatürk