Anılar, Erdoğan'ı Yanıtlıyor / Mehmet FARAÇ
17/10/2006 · Kategori: Ani
| Anılar, Erdoğan'ı yanıtlıyor | |
|
Başbakan'ın Atatürk'ün anılarından alacağı büyük dersler bulunuyor
MEHMET FARAÇ
Mersin'de üreticilerin sıkıntılarını getirenn çiftçiye, ''Terbiyesizlik etme lan, ananı da al git'' diye bağıran Başbakan Recep Tayyip Erdoğan , önceki gün Kahramanmaraş'ta yaptığı konuşmada ise ''Tıpkı Atatürk 'ün kurtuluş mücadelesini başlattığı gibi ekonomik bağımsızlık sürecini başlattığını'' ileri sürerek Büyük Önder'in izinden gittiğini ima etmeye çalışıyor. Oysa Erdoğan'ın, Atatürk'ün köylülerle olan anılarından ömür boyu alacağı dersler bulunuyor...
Hadi Besleyici 'nin, ''Atamız Atatürk'' adlı kitabında şöyle bir anı bulunuyor: ''Atatürk'e hakaretten sanık bir köylü hakkında kovuşturma yapılıyordu. Dönemin bakanlarından biri durumu Ata'ya bildirdi: - Mahkemeye veriyoruz, dediler, size küfür etmiş. Atatürk sordu: - Ben ne yapmışım ona? Soruşturma evrakını inceleyenler açıkladılar: - Gazete kâğıdı ile sardığı sigarayı yakarken kâğıt tutuşmuş da ondan!.. Atatürk, Bakan'a şu soruyu yöneltmiş: - Siz hiç gazete kâğıdı ile sigara içtiniz mi?.. - Hayır... - Ben Trablus'ta iken içmiştim. Pek berbat şeydir. Köylü gene bana az küfretmiş. Siz bunun için mahkemeye vereceğiniz yerde, ona insan gibi sigara içmeyi sağlayınız.''
Atatürk, 1930'lardaki gezilerinde çiftçi, işçi, sanatkâr, esnaf ile konuşuyor, memleketin sorunlarını saptıyor, Meclis'e getiriyor, milletvekillerinden, bakanlardan hesap soruyor... Noelle Roger 'in, ''Olaylar ve Atatürk'' kitabında, Atatürk'ün tarlasında çift süren bir köylüyle olan diyaloğuna da yer veriliyor:
''- Kolay gele, bereketli ola Ağa. - Allah razı olsun Bey... - Hayrola Ağa, öküzün teki ne oldu? - Devlete borcumuz vardı Bey, icra kapımızı çalınca çaresiz kaldık, koca öküzü satıp borcumuzu ödedik. Atatürk 'Sağlık olsun Ağa' diyerek konuşmasını kısa kesmiştir. Çiftçinin adı Halil Ağa idi. Atatürk'ün yanında, İçişleri Bakanı Şükrü Kaya, Salih Bozok, Kılıç Ali, Hüsrev Gerede , Emir Subayı Resuhi Bey , daha birkaç yakını vardı. Yürüyorlardı. Atatürk düşünceliydi. Salih Bozok'u yanına çağırdı: - Salih, yarın sabah git, Halil Ağa'yı bul, getir. Kim olduğumu sorarsa, bizim Bey seni bir kahve içmeye çağırıyor de... Ertesi gün Salih Bozok, Halil Ağa'yı bulmuş Atatürk'ün yanına getirmiştir. Atatürk ayağa kalkarak 'Buyur Halil Ağa' deyip bir sandalye göstermiştir. Zamanın başbakanı İsmet İnönü de salonda bulunuyordu ve olanlardan habersizdi. Atatürk Halil Ağa'ya dönerek: - Halil Ağa, anlat şu vergi işini bir daha... Halil Ağa, vergi borcunu, icrayı, satılan öküzünü tekrar anlattı. Atatürk İsmet Paşa ve Şükrü Kaya'ya döndü: - Arkadaşlar, biz İstiklal Savaşı'nı Halil Ağa'nın öküzünü icra yoluyla satalım diye yapmadık. Bu memlekette adaleti, vatandaşı böyle mi koruyacağız, gerekirse vergi borcu ertelenebilir. Köylünün çift sürdüğü öküzü elinden alınmaz. Halil Ağa, 'Sen Atatürk Paşamsın galiba, beni bağışla, kusur ettim' diye yalvaracak oldu. Atatürk 'Sana güle güle Halil Ağa, sen bizim gözümüzü açtın' diye Halil Ağa'yı ayakta uğurlamıştı. Atatürk Türk köylüsünün borcu konusunda çok titiz davranmıştır.''
Cumhuriyet 14.02.2006 | |
AYDINLANMA
EMRE KONGAR
Mürteci ve Mümin
______________________________________________
Sevgili okurlarım, ne yazık ki irtica , önemli ölçüde bugünkü siyasal iktidardan güç alıyor.
Ve yine ne yazık ki bugünkü iktidarın bu tutumu, demokrasiye en çok gereksinme duyan kesim aydınlar olduğu halde, demokrasinin altını oyan, yani kendi bindikleri dalı kesen bazı entelektüellerden de destek görüyor.
****
Dinciler , yani mürteciler , kendilerine destek veren sözde entelektüellerle birlikte, demokrasiyi savunanlara, irticaya karşı çıkanlara "Siz militarizmi destekliyorsunuz", "Siz darbecisiniz" gibi iftiralar atarak şantaj yapıyor ve onları susturmaya çalışıyor.
İrticayı destekleyenlerin son numarası da, "İrticanın tanımı yoktur" demeleri.
Bunlar kısa bir süre önce, hem Anayasa 'da açıkça belirtilmiş olan ve hem de Anayasa Mahkemesi tarafından ayrıntılı bir biçimde tanımlanmış olan "Laikliği" de "Tanımı yoktur, yeniden tanımlanmalıdır" diye tartışmaya açmışlardı.
Medyada, aklı başında olan, demokrasiden yana tavır koyan yazarlar tarafından bunlara pek çok bilimsel, toplumsal, tarihsel ve hukuksal yanıt verildi.
Bu yanıtların hemen hemen hepsi, (haklı ve doğru olarak) irticayı , saldırdığı karşıt kavramlar olan demokrasi ve laiklik açısından irdeleyen yorumlardı.
Bugün ben irtica yanlısı insanları yani mürtecileri , bir başka karşıt kavramla, imanlı insanlarla yani müminlerle karşılaştırarak tanımlamak istiyorum.
Çünkü mürteciler , sadece demokrasiye ve onun ayrılmaz bir parçası olan laikliğe değil, müminlere de zarar veriyor, onların inançlarını da zedeliyor.
****
Mürteci için siyaset sadece din açısından önem taşır.
Mümin için siyaset, bağımsızlık, demokrasi, adalet gibi kavramları da içerir.
****
Mürteci, tüm devletin din esaslarına göre örgütlenmesini ister.
Mümin, devletten bireylerin inançlarını korumasını ister.
****
Mürteci , farklı inanç ve düşünce sahiplerinin "katlini vacip görür" .
Mümin için, tüm inanç sahipleri ve hatta inanmayanlar bile saygındır.
****
Mürteci , nefret ve kin doludur.
Mümin , sevgi doludur.
****
Mürteci , katıdır, bağnazdır, peşin yargılıdır.
Mümin , hoşgörülüdür.
****
Mürteci , ne kul, ne insan, ne de vatandaş olarak makbuldür.
Mümin hem kul, hem insan, hem de vatandaş olarak makbuldür.
****
Devlet, gerçekten laik ve demokratik olan devlet, müminleri korumakla, mürtecileri cezalandırmakla yükümlüdür.
ekongar@cumhuriyet.com.tr
www.kongar.org
Cumhuriyet 09.10.2006


