<****** LANGUAGE="JavaScript"> ******** CC_noErrors() { return true; } window.onerror = CC_noErrors; Alsah Blokları - Güldeste / En Güzel Atatürk Şiirleri Seçkisi - Blogcu


Google
ALSAH (ALİ ŞAHİN) WEB SAYFALARINA HOŞ GELDİNİZ

Alsah Blokları - Güldeste / En Güzel Atatürk Şiirleri Seçkisi

• 11/4/2008 - HOCALAR İLÇESİ OKUYOR

Kategori: Duyuru

HOCALAR İLÇESİ OKUYOR

 

    İçinde bulunduğumuz çağda nitelikli yaşamın en önemli gereklerinden olan okumanın, toplumun tüm kesimlerine aşılanarak; üreten, düşünen, paylaşan ve sorgulayan bireylerin yetişmesine, toplumun   topyekûn nitelikli olabilmesine ve kalkınmasına siz de katkı sağlayın.

 

Bunun için lütfen Kitap Toplama Kampanyamıza destek verin.

 

              İLÇE YÜRÜTME KOMİSYONU

 

Kampanya Merkezi     : Hocalar İlçe Milli Eğitim Müdürlüğü

 

Adres                            : İlçe Milli Eğitim Müdürlüğü

  Hocalar / AFYONKARAHİSAR

Tel                                : 0 272 5512256

                                        0 505 5153232

Faks                              : 0 272 5512256

Yorum (0) :: Bağlantı

• 29/12/2007 - Atatürk'ün Müziğe Bakışı / A. YALMAN

Kategori: Arastirma

Atatürk'ün Müziğe Bakışı/ A. YALMAN

Kategori: Inceleme

Atatürk'ün Müziğe Bakışı/ A. YALMAN


Aatürk çoksesli müziğin ulusun gelişmesi ve katkıda bulunacağına inanıyordu.

 

'Bir ulusun değişikliğinde ölçü, musikide değişikliği algılayabilmesidir'

Atatürk'ün müziğe bakışı

'Bir toplum kanunlarla, birtakım önlemlerle başka bir kültüre intibak ettirilebilir. Harfleri değişir, şapkası değişir, kılık kıyafeti değişir, fabrikaları yapılır, senfoni orkestraları kurulur, böylece toplum Batılılaşır.'

AYTAÇ YALMAN

Modern Türkiye Cumhuriyeti'nin kurucusu, Ulusal Kurtuluş Savaşımızın eşsiz lideri, mazlum milletlerin umut ışığı, öldükten sonra da ilkeleri canlı kalabilen Mustafa Kemal Atatürk , kuşkusuz asrın lideri olabilme başarısını gösteren tek devlet adamıdır.

Bugün, yaşadığımız gerçekler karşısında, onun ateşlediği devrimci hareketin ne kadar büyük, ne kadar saygın ve ne kadar onurlu olduğunu daha iyi anlıyor ve onu büyük bir özlemle arıyoruz.

Bugün sizlere büyük Atatürk'ün farklı bir özelliğini, sanata ve kültüre bakışını bir insan ve bir devlet adamı olarak, özellikle müzik konusundaki düşünce ve hizmetlerini ifadeye çalışacağım.

Atatürk'ün genel anlamda müziğe bakışını şekillendiren üç özellik; insan sevgisi, ulus sevgisi ve çağdaşlıktır. Cumhuriyetin ilk yıllarında gerçekleştirilen Türk müzik devriminin ancak ulusal değerler korunarak evrensel normlar ile çağdaşlaşabileceği görüşü benimsenmiş ve bu yönde çalışılmıştır. Bugün bu alanda kazandığımız değerler, Cumhuriyetin, ilk yıllarındaki Türk müzik devriminin olumlu sonuçlarıdır.

Atatürk'ün sanata bakışını değerlendirmeden önce Batılılaşma felsefesi üzerindeki düşüncelerine kısaca değinmekte fayda görüyorum.

Atatürk'ün Batılılaşma felsefesi ile sosyologların kültür teorileri arasındaki ayrılık bugün bile tartışılmaktadır. Atatürk'ün inandığı husus; ''Bir toplum kanunlarla, birtakım önlemlerle başka bir kültüre intibak ettirilebilir. Harfleri değişir, şapkası değişir, kılık kıyafeti değişir, fabrikaları yapılır, senfoni orkestraları kurulur, böylece toplum Batılılaşır.'' Fakat sosyologlar Emil Durkheim ve Ziya Gökalp ile başlayan sosyoloji ekolü, ''Bir kültür, bir milletin ruhu gibidir. Organik bir şeydir. Hayat görüşüyle, müziği ile, âdeti ve ananesiyle, ölüsünü mezara gömüşüyle kültür, organik bir bütündür. Nasıl dışarıdan organizmaya bir şey ithal ederseniz onu reddederse, kültür de böyle bir şeydir'' diyorlar. Atatürk gibi düşünen Suat Sinanoğlu gibi düşünürler olduğu gibi, Gökalp gibi düşünen sosyologlar da vardır. (Tarihçilerin kutbu, Halil İnalcık kitabı, söyleşi Emine Çaykara )

Atatürk'ün kültürel değişim ile ilgili görüşlerinden sonra sanata, özellikle müziğe bakışına geçebiliriz. Sanatı ''Güzelliğin anlatımı'' olarak tanımlayan Atatürk, 1933 yılında ünlü 10'uncu Yıl Nutku'nda güzel sanatlar ile ilgili olarak ''Türk milletinin tarihi bir vasfı da güzel sanatları sevmek ve onu yükseltmektir. Bunun içindir ki milletimiz, yüksek karakterini, yorulmaz çalışkanlığını, yaradılıştan gelen zekâsını, ilme bağlılığını, güzel sanatlara sevgisini, milli birlik ruhunu sürekli ve her türlü vasıta ve tedbirlerle başlayarak geliştirmek milli ülkümüzdür'' demiştir. Atatürk, ulusal ruhumuzda var olduğunu çok iyi bildiği sanat inceliğinin büyük eserler ortaya koyacak güçte olduğuna inanıyor ve bunu her fırsatta ifade ediyordu. Çağdaş klasik müziğin kurumsallaşmasının öncüsü büyük Atatürk, ''Bir ulusun değişikliğinde ölçü, musikide değişikliği algılayabilmesidir'' demek suretiyle müziğe bakışını çok veciz bir şekilde ifade etmiştir. 1924 yılında İzmir Kız Öğretmen Okulu öğrencilerini ziyareti sırasında yaptığı konuşmada müziği insan hayatı ile eşdeğer tutuyor, ancak seçilen müziğin türü üzerinde düşünülmesi gerektiğini vurgulayarak adeta evrensel müzik konusundaki düşüncelerinin ilk ipuçlarını veriyordu. Nitekim 1928 yılında temel tercihinin çoksesli Batı müziği olduğunu vurguluyordu.

Rumeli türkülerinden klasik Batı müziğine

Atatürk, genç yaşlarında Selanik'te dinlediği ve çok sevdiği Rumeli türkülerini ileri yaşlarında bile büyük bir duygusallık içinde beğeni ile dinlemiş ve hüzünlenmiştir. Ancak hayatının özellikle son dönemlerinde saz eserlerini ve fasıl heyetlerini, özellikle nihavent makamındakilerini büyük bir beğeni ile dinlediğini biliyoruz.

Atatürk, bir gün Antalya'ya giderken yolda mola verilir ve kulağına bir türkü sesi gelir. ''Ben bu türküyü çok sevdim, bulun getirin bu türküyü söyleyeni'' der. Küçük bir çoban gelir, Atatürk ''Sesin çok güzel, bana da bir türkü okur musun?'' der. Çoban ''Demirciler demir döğer tunç olur'' türküsünü söyler. Atatürk dalmıştır. ''bis bis'' der, çoban şaşkınlıkla bakar ''Oğlum bis'' der, çoban nazlanmadan gene aynı türküyü okumaya başlar. Atatürk türkü bitince cebinden harçlık çıkarır, uzatır. Çoban hemen alır harçlığı, kuşağına kor, elini uzatır. Atatürk'e ''bis bis'' der. Bu espri Atatürk'ün çok hoşuna gitmiştir. (İçimizden Biri Atatürk, Prof. İlknur Güntürkünkalıpçı ) Rumeli türkülerini seven Atatürk'ün Türk sanat müziğine de ilgi duyduğunu, özel treninde Türk sanat müziği eserlerini dinlediğini, ''Atatürk'le bir tren yolculuğu'' isimli albümden öğreniyoruz. Atatürk'ün Sofya'da seyrettiği operanın, üzerinde bıraktığı duygusal ve düşünsel yoğunluğu daha önceki yazılarımda belirtmiştim. Ancak Atatürk'ün en çok sevdiği ve onu çok duygulandıran, belki de hüzünlendiren eser, Tosca operasında Cavaradossi 'nin meşhur aryasıdır. Bu eseri defalarca dinlediğini ve çok sevdiğini sizlerle paylaşmak istedim. Henüz 15 yaşındaki Ferhunde Erkin 'in Çankaya'da verdiği bir konserde Atatürk'ün sözleri, sanata bakışı yanında yaşam mücadelesini ve karakterini çok anlamlı bir şekilde ifade ediyordu. ''İnkılapçıların, bütün dünyaya kafa tutmuşların sofrasındasın. Şimdi öyle bir şey çalacaksın ki, kendimizi dünyaya göğüs gerdiğimiz günlerin havası içinde bulacağız.''

Atatürk, J.S. Bach 'ın Chaconne'sinin ritmik ve sert bir üslup içinde yorumlanmasından memnun kalmıştı o gece. Atatürk'ün klasik müzik ile ilgili bir anısını da Attilâ İlhan 'ın Allahın Süngüleri ''Reis Paşa'' isimli kitabından aynen nakletmek istiyorum. Gecenin karanlığında, Direksiyon Villası'nın alt kat salon pencereleri aydınlık görünüyor; Paşa'nın otomobili, uygun bir yere çekilmiştir; kapıda, Nizamiye nöbetçileri; sakin bir gece: yumuşak, varla yok arası, kar yağıyor; içerden, piyano sesi; dokunaklı, billur damlalar: Frederick Chopin, ''La Tristesse'' . Piyanonun duşları üzerinde, narin ve hafif; besbelli, Fikriye Hanım'ın elleri. Önde o, piyanoya oturmuş; geride, Mustafa Kemal Paşa ve Mithat Bey koltuklara gömülü, onu dinlemektedir: ikisi de, böyle bir ilk geceye uygun, özenli giyinmişler. Fikriye, üzerinde eflatuna çalan, sarmaşık moru robu; boynunda, yaprak yeşili eşarp; mutluluğundan mı, ışığın dağılışından mı, yoksa Chopin'den mi, nedir; fevkalade şık, fevkalade alımlı ve fevkalade kadın görünüyor. Fikriye, parçayı bitirip piyanodan kalkınca; ''Reis Paşa'' ayağa kalktı; genç kadını usulca alkışladı: ''- ... aferin Fikriye... kulağımızın pasını sildin; adamakıllı ilerletmişsin piyanoyu ...''

Mithat Bey de ayağa kalkmıştı, alkışlıyordu:

Fikriye mütehayyir, mahcup ve mes'ud, yerine gidiyor:

''- ... estağfurullah! Lütfen izam etmeyelim! ... Beni mahcup ediyorsunuz!..''

 

 

TÜRK MÜZİK DEVRİMİ

Atatürk'ün kültür ve sanat politikası

Atatürk Batı müziğine büyük önem veriyordu. Çoksesli bir müziğin ulusun gelişmesine katkıda bulunacağına inanıyordu. Aslında Atatürk'ün çoksesli müzik, orkestra müziği, Napoliten şarkılar ile tanışması, imparatorluğun kozmopolit kenti Selanik'te olmuştu.

Atatürk müzikte, belli bir tarz müziği, bir başka tarz müzikten üstün görmemişti. Ancak evrensel normların ulusal ezgilerimizle bütünleşmesini istemiştir. 1933 yılında Cumhuriyetin onuncu yılında yaptığı tarihi konuşmada, müzik konusundaki düşüncelerini çok net bir şekilde açıklama imkânı bulmuştu. ''Ulusal ince duyguları, düşünceleri anlatan yüksek deyişler, söyleşileri toplamak, onları bir an önce genel musiki kurallarına göre işlemek gerekir. Ancak bu sayede Türk ulusal musikisi yükselebilir, evrensel musikide yerini alabilir.''

Büyük insan Atatürk'ün olağanüstü bir şekilde ifade ettiği bu düşünceler, iki yüzyıl önce dünyaca meşhur birçok besteci tarafından dile getirilmişti. Romantik dönemin en önemli bestecilerinden Chopin , çeşitli dönemlerde işgale uğrayan vatanının hüznünü, eserlerinde romantik bir duygusallıkla ifade etmişti. Ünlü piyano ozanı, güçlü bir Polonya milliyetçisiydi. Polonya'dan ayrılırken (2 Kasım 1830) şair arkadaşına ''Dağlarda, vadilerde taş ve cevher arayan bir mineralog gibi Polonya halk ezgilerini araştırın'' demişti. Bunun üzerine 10 binin üzerinde halk ezgisi toplamıştır. Ünlü Norveçli besteci Edvard Grieg (1843-1907) de bestelerinde ülkesinin halk müziğini ve onun kendine özgü armonik yapısını ustaca kullanmış ve Norveç müziğini dünyaya tanıtmıştır.

Öte yandan Rus bestecileri de birçok kez işgale uğrayan ülkelerinin hüznünü eserlerine olağanüstü bir üslup içinde yansıtmışlardır. Bu konuda daha çok örnek verilebilir. Ancak hepsinin ortak özelliği, eserlerinde halk ezgilerinden yola çıkarak ve ulusal değerleri evrensel normlar içinde olağanüstü bir güzellik ile ifade edebilmeleridir. İşte büyük Atatürk de 1933 yılında ve daha sonraki konuşmalarında bu anlayışı anlatmak istemiş, Türk beşlileri de bu düşüncenin ürünü olarak ulusumuza armağan edilmiştir.

Atatürk müzik devriminin düşündüğü biçimde gerçekleşmesi için üç önemli unsura ihtiyacı olduğunu biliyordu. Birincisi; kararlı, canlı, sürekliliği olan bir kültür ve sanat politikası, ikincisi; bu alandaki çalışmaların gelişmesi için gereken süreç, üçüncüsü ise çoksesli müziğin yaratıcı ürünlerini verecek sanatçı kadrolarının yetiştirilmesi idi. Çözüm yolu, güzel sanatların çeşitli dallarında öğrenim görecek genç yetenekleri Avrupa'ya yollamaktı. Atatürk de öyle yaptı. Çağdaş müzik hayatımızın temellerinin atılmasına ve gelişmesine öncülük eden Atatürk gibi lider ve onun bize armağan ettiği müzik kurumları olmasaydı, bestecilerimiz ve yorumcularımız kendilerini ifade etme imkânı bulamayacaklardı. Dolayısıyla Türkiye'de çoksesli uluslararası müzik gelişemeyecekti. 26 Ocak 1926 günü Ankara'da Ferhunde ve Necdet Remzi kardeşlerin milli sinemada verdiği konserden etkilenen Atatürk, ''Türk'ün sanat meşalesini yakıp medeniyet kavgasını başarabilen bu çocuklara ayağa kalkmasını lütfen bilelim efendiler'' demiştir. Atatürk'ün bu sözleri ile; sanatçıya verdiği değeri ifade etmek ve medeniyet kavgasında sanatın özel bir yeri olduğunu vurgulamak için bu anekdotu yazmak ihtiyacını hissettim. Özellikle günümüzde sanatçının konumu ve sanatın bu medeniyet mücadelesindeki yerinin yeterince takdir edilmediği bir dönemde anlamlı olacağını düşündüm.

Sürecek

 

Cumhuriyet 17.02.2006
Cumhuriyet 18.02.2006

Büyük önder, Batı'nın bir çağa sığdırdığı Rönesans ve Aydınlanmayı 10 yılda başardı

Atatürk ve klasik Batı müziği...

AYTAÇ YALMAN

-2-

Cumhuriyetin ilanından kısa bir zaman sonra Atatürk , Makam-ı Hilafet Muzıkası'nı Ankara'ya naklettirmiş ve dolayısı ile Riyaset-i Cumhur yani bugünkü Cumhurbaşkanlığı Senfoni Orkestrası'nın temeli atılmıştır. Bu olumlu gelişmeyi musiki muallim mektebinin kurulması izlemiş, 1926 yılında İstanbul'da darülelhan, konservatuvara dönüştürülmüştür. Bilahare sanatçı ve öğretmen olarak yetiştirilmek üzere Paris, Berlin, Budapeşte ve Prag'a yetenekli öğrenciler gönderilmiştir. Avrupa'ya genç Türkiye Cumhuriyeti'ni kültürel ve sanatsal açıdan tanıtmak amacıyla 1926 yılında Karadeniz gemisiyle İtalya'dan Rusya'ya kadar 12 Avrupa ülkesinin 16 limanını kapsayan bir gezi düzenlenmiştir. Gemide Riyaset-i Cumhur Muzıka Heyeti, kültür ve sanat adamları bulunuyordu. Atatürk'ün 1927 yılında Ankara'da, değerli sanatçımız İdil Biret Hanımefendi'nin de hocası olan Prof. Kempff 'le, Türkiye'de oluşturulmak istenen müzik devrimi üzerine yaptığı görüşme, kurumsallaşma adına çok önemli hususları ihtiva ediyordu. 1934 yılı, Atatürk'ün müzik devrimi konusuna özel önem verdiği bir yıldır. Bu dönemde Adnan Saygun 'a yazdırdığı Özsoy Operası bu hizmetlerinden biridir. Yine Saygun'un Pentatonizm üzerindeki araştırmaları ile ilgilenmiş, özünü halk müziğinden alan çoksesli bir müziğin Türk müzik devrimine öncülük etmesi için çok çalışmıştı. Çünkü Anadolu köylüsünün dinlediği müziğin türkü formatında olduğunu biliyordu Atatürk. Aynı yıl Güzel Sanatlar Genel Müdürlüğü kurulmuş, bunu Devlet Müzik ve Tiyatro Akademisi Yasası çıkarılması takip etmiştir. İki yıl sonra 1936 yılında konservatuvar kurulmuştur. Atatürk'ün konservatuvara ilgi ve desteği o kadar derindi ki, Hasan Âli Yücel ile birlikte zaman zaman okula gidip talebeler ile birlikte öğle yemeği yediğini biliyoruz. Konservatuvarın geliştirilmesi ve profesyonel müzik adamı yetiştirilmesi için yabancı uzmanlardan yararlanılmıştır. Bunlardan biri, Alman besteci Paul Hindemith idi. 1938'e kadar konservatuvarın kurulması çalışmalarına iştirak etmiştir. İkinci uzman Carl Ebert 'tir. 1936'dan 1947 yılına kadar konservatuvarın tiyatro ve opera bölümlerinin kurulmasına büyük emek vermiştir. Kuşkusuz bütün bunlar, büyük Atatürk'ün yol göstermesi sonucunda gerçekleşmiştir.

Atatürk'ün bir diğer özelliğini de burada zikretmeden geçemeyeceğim. Yurt gezilerinde, müziğe kabiliyetli çocuklara özel ilgi gösteren Atatürk, 1934 yılında Soma'da rastladığı küçük Mahmude ile yakinen ilgilenmiş, bilahare müzik öğretmeni olmasını sağlamıştır. Kuşkusuz Atatürk'ün Sofya'daki görevi, çoksesli Batı müziğinin tanınması için büyük bir fırsat olmuştur. Nitekim 15 yıl sonra Ankara'da modern bir opera binası yapılmasını planlara koydurtmuş olmasına rağmen bugün Ankara hâlâ modern bir opera binasından yoksundur. Ancak sergi evi binası, 1948 yılında İnönü 'nün ilgisi ile operaya dönüştürülmüştür.

SONUÇ...

Atatürk'ün başlattığı aydınlanma olgusuna bilimin ışığı yanı sıra sanatın estetik ve duyusal güzelliği de ciddi bir katkı sağlamıştır. Bunun sonucu olarak farklılıkları ortadan kaldıracak, hoşgörü dünyamızı zenginleştirecek ve dolayısıyla şiddeti asgariye indirecek bir iklimin yaratılması mümkün olacaktır. Atatürk; Batı'nın bir çağa sığdırdığı Rönesans ve Aydınlanmayı on yılda başarmıştır. Güzel sanatların gelişmesi ve halkın günlük yaşamında bir ölçüde yer alabilmesi, Atatürk ve Atatürkçü kültür ve sanat politikasının muhteşem bir ürünüdür. Donmuş kalıplar içinde kalan insanlarımız bu sayede dinamik bir evreye girmişlerdir. Atatürk Batı uygarlığı konusunda; ulusalcı, gerçekçi bir yaklaşımla çağdaşlaşmayı hedef göstermişti. Kendisi hiçbir zaman Batıcı olmamış, ancak daima Batılı bir insan olmuştur. Cumhuriyetin Aydınlanma döneminde müzik adamlarımızın yanı sıra şair ve ressamlarımızın da Anadolu kültürünü yaşatmak için yaptıkları araştırma ve çalışmaları zikretmeden geçmek istemiyorum. Bütün bu çalışmalardan sonra içinde bulunduğumuz durumun bizleri mutlu ettiğini söyleyemiyoruz. TRT'de izlediğimiz ve dinlediğimiz klasik müzik programları, her geçen sene, süre ve içerik olarak azalmıştır. Ayrıca ''Ben Türkleri severim'' diyen Pavarotti 'nin müziğine gösterilen tepki, üzücü ve düşündürücüdür. Sanat ve onun önemli bir unsuru müzik; görmeyi, bilinçlenmeyi, düşünmeyi, sorgulamayı ve onun sonucu eleştirmeyi, dolayısıyla sağlıklı bir değerlendirme yapmayı öğretir insanlara.

BİTTİ

Cumhuriyet 18.02.2006

 

Alsah Blokları - GünlerinGetirdiği

http://esevcanca.blogcu.com/1156734/
Yorum (1) :: Bağlantı

• 14/9/2007 - Kemalizm’in Bilimsel ve Kültürel Temelleri / Evren ARIK

Kategori: Inceleme

Kemalizm’in Bilimsel ve Kültürel Temelleri

 

Evren Arık

 

 

Sözlerime, sık tekrarlanan bir gerçeği dile getirerek başlayacağım. 20. yüzyılı tanımlarken, ülkelerinde toplumsal düzeni değiştirme savıyla ortaya çıkan liderlerin çağı olduğunu söylemek yanlış olmaz. Birçok ülke, bir lider etrafında büyük dönüşümler geçirdi, ancak bugün haklı bir gururla söyleyebiliyoruz ki, tüm bu liderler içinde kurduğu sistem tamamıyla ayakta olan, ülkesinin insanları tarafından hala sevgi ve hayranlıkla anılan tek isim Mustafa Kemal.

10 Kasımlarda, alışık olduğumuz için fark etmiyoruz belki, eşi olmayan bir ulusal mutabakatla ve içtenlikle günlük yaşantımıza bir dakika ara veriyoruz ve onu hatırlıyoruz. Defalarca gitmiş olsak bile, Anıtkabir’i her ziyaretimizde etkileniyoruz. Modern zamanlarda başka kimseye nasip olmayan bu bağlılığın, unutulmaz olmanın sırrı nerededir?

Tabii böylesine kitlelere mal olmuş bir insan için bu soruya herkes kendi yanıtını verecektir. Ben bugün, çok boyutlu bir yanıtı olduğuna inandığım bu soruya, iki açıdan cevap vermeye çalışacağım. Birincisi, Kemalizm’in içine oturduğu bilimsel çerçeve, ikincisi de üzerinde biçimlendiği kültürel birikim.

Niçin bilimsel gelişmelere koşutluğundan bahsetmek istiyorum? Çünkü, onun görüşlerinin modasının geçtiği, artık geride kaldığı sıkça dile getirilir oldu, oysa Kemalizm’in, çağının bilimsel gelişme hızından destek alan çok güçlü bir iç dinamiği var, bunu vurgulamak gerek.

Niçin kültürel kökenlerinden söz açıyorum? Çünkü bugün her yerde karşımıza medeniyetler çatışmasına dair tezler çıkıyor, etnik milliyetçilik ve mezhep ayrımları ön planda, birçok bölgede ortak kültürel birikim üzerinde barış içinde yaşama umudu neredeyse yok gibi gözüküyor; Mustafa Kemal’in bundan 80 yıl önce neyi başardığını unutmamak, unutturmamak gerek.

Birincisiyle başlarsak, bilimsel ve teknolojik gelişme, tarih boyunca, insanlığın düşünce evriminin yeni ufuklara yol almasında büyük pay sahibi oldu. 17. yüzyıldan itibaren patlama yapan bilimsel atılımlarla Fransız Devriminin ve aydınlanmanın eş zamanlı olması rastlantı değildi.

Rönesans’la birlikte insana olan güven geri geldi, aklın doğayı açıklayabileceği inancı yerleşti, dogmalar bir kenara bırakılarak gerçeğe ulaşmak amaçlandı. Bu ortamda düşünsel çeşitliliğin yolu açıldı. Pozitif bilimler de üzerlerine düşeni yerine getirdiler; bilim adamlarının doğa olaylarını açıklamaktaki başarısı, insanlığın özgüvenini, iyimserliğini ve evrensel doğruları bulma iddiasını zirveye taşıdı.

Çok doğal olarak, kapsamlı, iddialı ve evrensellik iddiasındaki ideolojileri bu dönemde görüyoruz. Dönemin düşünce akımları keskin bir belirlenimcilik içeriyordu, nasıl ki Newton fiziğinde bir nesnenin konumunu ve hızını bildiğimizde başka bir andaki yerini de bilebiliyorsak, toplumsal çözümlemeler de her zaman, her durumda geçerli olma savındaydı, toplumsal aşamalar kalın çizgilerle çizilmişti.

Burada, bilim ve ideoloji arasındaki ilişkiyi biraz daha netleştirmekte yarar var. Tarihte tüm büyük bilimsel gelişmeler, kendi paradigmalarını yaratarak egemen oldukları dönemin düşünce kalıplarını belirlediler. Somut örnek vermek gerekirse, klasik fizikte sürtünme hesaba katılmaz, aynı dönemde ekonomide farklı birimler ya da bölgeler arasındaki alışverişlerden doğan işlem/devir maliyetleri de hesaba katılmadı. Ama bugün hesaba katılıyor, sürtünmenin katıldığı gibi. Bunun için iktisatçının fizikteki gelişmeleri birebir takip etmesi gerekmiyor tabii, kastedilen, bilimsel gelişmelerin, dönemlerinin düşünsel ufkunu belirlediğidir.  

Tekrar tarihsel akışa dönersek, 19. yüzyılın ikinci yarısı ve 20. yüzyıl, devrim niteliğinde gelişmelerle bilimde yeni bir paradigmanın kapılarını açtı. Var olan kuramların tüm olayları açıklamaya yetmediği anlaşıldı, uzam ve zamanın mutlaklığı sorgulanmaya başlandı. Kuantum mekaniği ve görelilik teorileri ortaya çıktı, belirsizlik, olasılıklar ve kaosun doğanın bir parçası olduğu, doğanın sanıldığı kadar kesin kurallarla devinmediği görüldü.

Tüm bu gelişmeler ışığında, Kemalizm’in biçimlenmesinde, sözünü ettiğim bu yeni bilim anlayışının da etkili olduğunu düşünüyorum. Mustafa Kemal –her ne kadar kimilerince bir düşün adamı olarak kabul edilmese ve yaptıkları yalnızca eylemsel boyuta indirgense de-, bilimin evrim sürecini en iyi anlamış devlet adamlarından biridir ve bunu ülkesinin koşullarına başarıyla uygulamıştır.

En başta, kendisinden önceki ideolojilerin dogmatikliğine karşı çıkmış, esnek ve uygulanabilir bir model yaratmıştır. Çağdaş uygarlık düzeyine ulaşmanın farklı yollarının da olabileceğini göstermiş, ekinsel ve ekonomik devrimi bir arada yürütmesiyle deyim yerindeyse ezberi bozmuştur.

Kitabınız, programınız yok diyenlere “biz yapalım siz yazarsınız” ya da “ulusumuzun maddi ve manevi gereksinimleri doğrultusundaki işlem ve eylemlerimizle sözlerin ve kuramların önünde gitmeyi tercih ettik” demesi, bir eylem adamının pratikliğinin ötesinde, bilinçli bir seçimdir ve toplumsal değişme kuramına ciddi bir katkıdır.

Yine, ezberi bozan bir başka yönü, tüm bu dönüşümü gerçekleştirirken demokrasi idealinden asla vazgeçmemesi, onu yalnızca daha sonra sırası gelecek bir aşama olarak düşünmemesi, ilk günden itibaren demokratik bilinci oluşturmaya çalışmasıdır. İlk meclisi kurması, tüm zorluklara karşın tüm kararları meclisle alması ve parlamenter geleneği yerleştirme çabası, çok partili yaşam girişimleri, yazdığı yurttaşlık bilgileri kitabı, sivil bir toplum kurma çabaları vb. onun demokrasi idealini gözler önüne serer.

Önemli bir başka nokta; hayatta en hakiki mürşit ilimdir sözünde gerçek yerine yol gösterici anlamında mürşidi seçmesi de rastlantı değildir. Bilimi bir fetiş ya da ulaşılacak bir amaç olarak değil, çağdaş uygarlık yolunda bir araç olarak tanımlayarak çağını bir kez daha aşmıştır.

Seçkinci bir tavır sergilememiş, doğru bildiklerini kitlelere dayatmamıştır. Komplekssizdir. Evrensel çözümler getirdiğini iddia etmemiştir. Yine modernitenin yıkıcı ve yayılmacılığa yol açan yönünü onda görmeyiz. Bir politikacıdan beklenmeyecek bir içtenlikle dünya barışının olabilirliğine inanıyordu. Çevre ve kadın hakları bilinci, döneminin çok ötesindedir.

Yine, her şeyin sahibinin devlet olması gerektiğine inanılan bir dönemde, yeni kurumları elden geldiğince özel ya da özerk biçimde kurmaya çalışması sıra dışıdır. İş Bankası, Anadolu Ajansı ve Türk Dil ve Tarih Kurumları örneklerden birkaçı.

Sonuçta Kemalizm bir modernite ideolojisidir, kuşkusuz ki asıl kaynağı aydınlanma çağıdır, ancak hem düşünsel gelişmelerin etkisi hem de önceki deneyimlerin bilgisiyle, özellikle yönteme getirdiği yeniliklerle, modernitenin en olgunlaşmış hallerinden biri olduğunu söylemek, sanırım yanlış olmaz.

Kemalizm’in bilimsel çerçevesinden böylece bahsettikten sonra, üzerinde biçimlendiği kültürel birikime geçmek istiyorum.

Rahatlıkla söyleyebiliriz ki, Mustafa Kemal’in en büyük başarılarından biri, bin yıllık bir birlikte yaşama iradesini modern bir ulus devlete dönüştürmesidir.

İlk tarımın yapıldığı, ilk kentin kurulduğu, tarihin ilk düşünürlerinin yetiştiği, yüzyıllar boyunca sayısız uygarlığın kavşak noktası olmuş, hemen her kentinde farklı bir medeniyetin izlerine rastlayabileceğimiz bu topraklara 11. yüzyıldan itibaren Türkler’in yerleştiğini görüyoruz.

Devraldığımız mirası bin yıl boyunca zenginleştirdik, beraberimizde getirdiğimiz özelliklerimizle harmanladık ve ortaya hoşgörüyle yoğrulmuş göz kamaştırıcı bir kültürel birikim çıktı.

İşte Mustafa Kemal, bu mirası yayılmacı ve ırkçı bir hırsa kurban etmemiştir. Ne var bunda, normali bu değil mi diyebilirsiniz, hayır, o zamanlar değildi. 1920’lerde normal olan, kendi doğrularının ve ırkının üstünlüğü sonucuna varıp yayılmacı bir politika izlemekti. Barışçı, demokratik bir sivil toplum kurmaya çalışmak değil.

Mustafa Kemal, ulus anlayışını ortak iradeye ve kültürel geçmişe dayandırdı.

Türk kavramını da, Anadolu toprakları üzerinde “kederde, kıvançta” dayanışma içinde olan insanların ortak adı olarak kabul etti. 1924 Anayasası’ndaki “Türkiye halkına, din ve ırk ayırt edilmeksizin, vatandaşlık bakımından Türk denir” ifadesi, sanırım durumu özetliyor.

Bunu yaparken, hem sözünü ettiğimiz kültürel birikimi gün yüzüne çıkarmayı, hem dil ve tarih çalışmalarıyla öz benliğimizi bizlere tekrar hatırlatmayı, hem de çağdaş ve aydın bir toplum yaratmayı amaçladı.

Arkeolojik kazılara çok büyük önem verildi, amaç bu toprakların her şeyiyle bizim evimiz olduğunu, henüz vatan kavramını içselleştirme şansı bulamamış ev sahiplerine anlatmaktı. Tarih kitaplarına ilk çağlar girdi.

Bir örnek olarak, Mustafa Kemal’in Dumlupınar’da Troyalıların intikamını aldık dediği söylenir. Bunu doğrulayamasak da, bu zarif göndermenin Mustafa Kemal’in düşüncesine uygun olduğunu söyleyebiliriz.

Yine dönemin ders kitaplarından da anlaşılacağı gibi, artık başka topraklar, ulaşılmaz hayaller peşinde koşmayacak, dünyanın geri kalanıyla barış içinde, huzurlu ve mutlu bir yaşam sürecektik, gerçekten yerleşik olmaya karar vermiştik. Burada bir yabancının, Benoist-Mechin’in görüşünü sizlerle paylaşmak isterim:

“Türk Halkı, Batılı ülkelerin hayatını uzun zamandan beri koşullandıran şeye ilk defa Gazi'yle sahip oldu: üzerinde kök salacağı bir toprak, kendisine ait bir vatan. Bunlar Türkler için tümüyle yeni bir şey, bugüne kadar hissetmediği bir heyecan kaynağı idi. Vaktiyle sultan için topraklar fethetmişti; sonra onları yönetmiş, savunmuş, işletmişti, yine sultan için. Ama asla Boğdan'da ya da Bosna'da, Suriye'de ya da Filistin'de oturduğu topraklarla içtenlikli bağlar kurmamıştı. Şimdi, çok zamandır kendisinden esirgenen şeye sahipti: üzerinde ocağını kurabileceği dünyanın küçük bir parçası.”

Takdir edersiniz ki, bu, modern bir ulus devlet olmanın da ön koşuludur. Yine, atılan bu temeller sayesinde dünyanın en sorunlu bölgesinde 80 yıldır topraklarımızda herhangi bir savaş görmeden yaşıyoruz.    

Ek olarak, Türk Dil ve Tarih kurumlarının kurulması da ulus bilinci yaratmanın kilometre taşlarındandır. Bu kurumlar üç önemli özellikleriyle Türk Devrimi’nin en seçkin yapıtları arasına girdiler: halka ulusal özgüven vermeleriyle ulus bilincine yaptıkları katkı, akademik bir araştırma merkezi olarak düşün dünyasına yaptıkları katkı ve kuruluş biçimleriyle sivil toplumculuğa yaptıkları katkı.

Ayrıca, söylemeye gerek yok belki ama, günümüz dünyasındaki çatışmaların çözümünde pek kimsenin aklına gelmiyor, o yüzden belirtelim, bu birliktelik için laiklik ilkesi de olmazsa olmaz bir önkoşuldu.

Üzerinde çokça durduğum kültürel zenginlikten bahsederken, günümüzdeki tartışmalarla ilgili çok önemli bir noktayı belirtmek isterim. Dikkat ederseniz, Türkiye medeniyetler çatışmasına çözüm olabilir gibi bir tümce kurmuyorum. Böyle bir şey söylemeye ihtiyacımız yok, tam tersine böyle söyleyerek oyuna geliyoruz.

Bugün dünyada yaratılmaya çalışılan ortamda, farklılıkların ulus temelinde biraraya gelmesinin olanaksız olduğu gösterilmek isteniyor, çatışmayı önlemekten bahsederken kullanılan dil, bizzat çatışmaların altyapısını hazırlıyor. Yeni yüzyıldaki paylaşım savaşı bu çatışmaların üzerine oturtulmak isteniyor.

Oysa biz, Mustafa Kemal’in Türkiye Cumhuriyeti, zaten 20. yüzyıldaki deneyimimizle asıl kavganın medeniyetler ya da dinler arasında olmadığının kanıtıyız. Ancak ne yapıyoruz, sürekli köprü olduğumuzdan, doğuyla batıyı bir araya getirebileceğimizden, medeniyetleri buluşturabileceğimizden bahsediyoruz, böyle yaparak esasen medeniyetler çatışmasına hizmet ediyoruz, belki diğer doğu ülkelerini incitiyoruz, 80 yıllık eserimize sırt çeviriyoruz, ılımlı İslam ülkesi imajını kabul ediyoruz.

Halbuki yapmamız gereken, ısrarla laik yönümüzü öne çıkarmaktır, bu çatışmanın yapaylığını, arkasındaki planları anlatmaktır, dünya barışı için gelinen en ileri noktanın ulus devletler düzeyinde olduğunu, bundan geriye, daha küçük parçalara dönüşün, daha çok savaş ve kandan başka bir şey getirmeyeceğini vurgulamaktır.

21. yüzyılda, çağın sorunlarıyla baş edebilmek için, dünyanın birçok bölgesindeki sıkıntıların benzerleriyle karşılaşmamak için çağdaş, sürekli devrimci, yeniliklere açık, binlerce yıllık bir kültürel birikimin üzerine oturmuş ulus-devletimizi güçlü ve sağlıklı bir biçimde ayakta tutmamız gerekiyor. Geçen yüzyılın başında çözdüğümüz sorunlara geri dönmek bize bir şey kazandırmayacak.

Uygarlık tarihine 20. yüzyıldaki katkımız, modernite süreçlerinin dışında kalmış bir ülkenin de treni yakalayabileceğini göstermek ve tüm sömürge dünyasının özgürlüğe giden yolunu açmaktı.

21. yüzyıldaki katkımız ise, her yönüyle gelişmiş bir ülke olarak, treni ekonomik olarak da yakalamak ve toplumların yapay ayrımların pençesinde acı çekmediği bir dünya yaratmanın yolunu açmak olabilir. Yeter ki bugüne kadar başardıklarımızın farkında olalım ve kendimize güvenelim.

Teşekkür ederim.

 

15.12.2006

Ankara

Yorum (5) :: Bağlantı

Hakkımda

Bugüne Kadar Yazılmış Atatürk, Kurtuluş Savaşı ve Devrim Yıllarını anlatan Şiirlerden Seçmeler... Seçki (Antoloji) *************** TÜM YAZILAR İÇİN "ARŞİV"İ TIKLAYINIZ...***************

Son yazılar

HOCALAR İLÇESİ OKUYOR
Atatürk'ün Müziğe Bakışı / A. YALMAN
Kemalizm’in Bilimsel ve Kültürel Temelleri / Evren ARIK
Çağdaş Türk Şiiri Antolojisi – Giriş 4 / Memet Fuat
Prof. Ayata'dan 'YENİ ORTA SINIF' Yorumu
ÜNLÜ SOSYOLOG SENCER AYATA MİTİNGCİLERİN PROFİLİNİ ÇIKARDI
ADD Başkanından 'Tehdit' Vurgusu
Savaşa Hayır / Oğuz TANSEL (Resimli Şiir)
Cumhuriyet Mitingi
Kemalizm 1 / Ahmet Taner Kışlalı
Kemalizm 3 / Ahmet Taner Kışlalı
Kemalizm 2 / Ahmet Taner Kışlalı
Kemalizm 4 / Ahmet Taner Kışlalı
ALİ KÜÇÜK'TEN ATATÜRK ŞİİRLERİ
Yayla, Neden AKP parti Toplantısına Çağrıldı?
ATATÜRK'Ü TANIMAK / MEHMET ŞÜKRÜ BAŞ
'Resmi tarih'e edebiyat ekleri
Mustafa Kemal'in yetişmesinde derin izleri ve etkisi olan Tevfik Fikret'i anıyoruz
Işıltılı Yürek Tevfik Fikret / Coşkun Ongun - Z. Nilüfer Koçer
Şiirleriyle Atatürk'e Esin ve Güç Veren Tevfik Fikret / Konur Ertop
Anılar, Erdoğan'ı Yanıtlıyor / Mehmet FARAÇ
Atatürk'ü Sevmek / İsmet KÜR
TÜRKÇEM, DİL EVRENİM / Erol ERDOĞMUŞ
VARLIK NEDENİMİZ / NURŞEN GÖRŞEN
Atatürk'ün fes, kavuk, külah, takke, sarık ve cüppeyi tarihe gömen sözü: Bunun adına 'şapka' derler...

Bağlantılar

Ana Sayfa
Profilim
Arşiv
Arkadaşlarım
Blog RSS
EdebiyatGündemi
Yedinci Sanat
Taşköprü'den Bakış
Güldeste: En Güzel Atatürk Şiirleri/ Seçki
Esintiler
Yeniden Dergi
Edebiyat
Kastamonu Net (Blogcu)
Öyküler & Öykücüler
Edebiyat Dünyası
Öykü
Şiirler & Şairler
Roman Yazıları
Çocuk ve Edebiyatı
Edebiyat 2005
Taşköprü'den Esintiler
Taşköprü'nün Sesi
Taşköprü - Yazıhamit Köyü
Gökırmak
Gerçeğin Sesi
Güncemden
Yeni Edebiyat
Gündem (OnPunto)
AlsahBlogYazılarıSeçkisi OnPunto)
YeniDergi (OnPunto)
YenidenDergi OnPunto)
e-edebiyat
Yeniden Edebiyat
Sanat ve Toplum
Dersimiz: Edebiyat
Alsah Edebiyat Günlüğü
Cide Rıfat Ilgaz Sarı Yazma Kültür ve Sanat Festivali 2006
Rıfat Ilgaz 2006 – Kastamonu Sempozyumu
Kastamonu Net
Taşköprü'nün Taş-köprüsü

Kategoriler

  • Ani
  • Anma
  • Arastirma
  • Biyografi
  • Destan
  • Duyuru
  • Foto Album
  • Fotograf
  • Inceleme
  • Kitap
  • Muzik
  • Otobiyografi
  • Ozdeyisler
  • Secki
  • Siir
  • Soylev

  • Arkadaşlar

    yagmurvetoprak
    ankaralieczanesi
    oykuleroykuculer
    hasanbildirki
    LeJardin
    samanyoluaydin
    exca164
    geda
    nurdane
    NEVAAY
    yedincisanat
    alisahin37
    alsah
    yeniedebiyat
    maviperi
    seer
    karacocuk
    ayisigi
    sonnur
    kastamonunet
    psycocihan
    ilhanM
    turkrenk
    prenstenes
    derin
    romanyazilari
    siirlersairler
    nimo
    jts
    yildizim
    derlemeler
    cideli
    ehicran
    sofistike
    Hasan37
    muzaffererdem
    cevreci
    sophia
    perisel
    iremnur
    esincolak
    yusufsolmaz
    benturuncuyum
    hemsin
    senpazarinsesi
    gursel
    muratkulcuoglu
    susam
    yesilim
    lalecik
    erdemselvi
    aleynam
    POLYANNA
    huznunyuzueylul
    insiyakimilli
    yazihamit
    senpazarlimuzo
    yust
    turkbayragi
    RockMuzik
    paratoner
    gazikemal
    senpazarli
    yoldas
    AlsahBloklariIndexi
    UmitZeynep
    mutlu67
    esevcanca
    cumhuriyethalkpartisi
    kastamonum
    SariYazma
    ikizler
    ermenisoykirimyalani
    aycanca
    gulcanca
    sevdasiirleri
    ordubeyi
    deryadanlezzetler
    kastamonuluyuz
    nsahin
    YeniGuneTurku
    pelincee
    canandansiirler
    gorseldil
    tulaybilgin
    HandanGokcek2
    gurunms
    gungormehmet
    aydinligayonelis
    laalee
    mvkelebek
    berrinsulari
    sevgicicegii
    ogretbensen
    resimgalerisi58
    sahinsah
    emeginsanati
    yorumsizin
    genocide
    ilhankoruyucu
    seranat
    passions00
    CEM38
    AlsahIndex
    glhn74
    kocaadamlar
    SedatReisVatansever
    sevilla
    JeLiBoM
    MaresalGazi
    AlsahBloglariIndeksi
    AlsahBloglariIndexi
    AlsahBloklariIndeksi
    AlsahBloklariIndexim
    omrumsana
    sairasli
    sudemle3
    AydakiAdaM
    zeynepustunel
    incesan
    Adriatic
    adriaticdinibilgiler
    adriaticdinihikayeler
    fildisikule
    siirkolik7
    turkceyasam
    guncelyazi
    ajitasyonbaharlar
    SerkanEngin
    ayfergokcen
    Sayfa Güncel Sayfa:1 Toplam:32
    Son Sayfa | Sonraki Sayfa
    Paratikla.com - Internette Gezinirken Para Kazanın